Politika

Yerel Yönetimlerin Özerkliği Üzerine

Bu yazımızda konumuz yerel yönetimlerin yani bizim halk arasında bildiğimiz adıyla belediyelerin özerkliği. Ülkemizde uygulaması olmasa da özerk yönetim hususlarına da değineceğiz. Bu konuda dünyada bir çok ülkede özerklik meselesinin geldiği aşama, bunun mevcudu, geçmişi ve geleceğini konuşacağız. Yine yerel yönetim gelirleri ile mevcut duruma dair bir kaç önerimiz de olacak.

Liberalizmin desteklediği bir çok unsur gibi maalesef decentralization denilen bu yerel yönetimlerin özerkleşmesi hususu tartışmaya gebe. Ülkemizde uygulamasının olmaması, Güneydoğu tarafında yaşanan terör sorununun özerkleşme süreci ile iyiden iyiye zıvanadan çıkacak olması gibi nedenler ile siyasi olarak da pek hoşlanılmaz bu konudan. Biz tabii ki olayı siyasi açıdan da inceleyeceğiz lakin esasım hep iktisat. Buyrun efenim.

Yerel Yönetim

Yerel yönetim sınırları coğrafi olarak belirlenmiş bir bölge içerisinde yaşayan insanların kendileri hakkında karar alacak birimlerdir. Yerel yönetimlerin kurulma amacı bölgesel farklılıklar nedeniyle ortaya çıkacak plan farklı yaşamsal ihtiyaçlara bölge halkı tarafından seçilmiş olan yönetimlerin daha iyi cevap verecek olmasıdır. Yine bu düşüncenin altında halkın demokrasiye daha fazla katılım sağladığı tezi (bak tezi dedim) yatar. 

Yerel yönetimlerin bir başka kurulma sebebi ise merkezi hükümetin her bir yerel birim ile uğraşacak 

yerel-yonetim-nedir

adam ve bilgi sahibi olmamasıdır. Merkezi yönetim vergilerin bazılarını yerel yönetimlere tahsis ederek bu birimlerin kendi bütçelerini oluşturmasına fırsat verir ve bu gelirlerle merkezden görülemeyecek ihtiyaçların yerel birim tarafından yapılmasını bekler.

Özerklik Nedir?

Özerklik ise tam manasıyla kendi iç işlerinde serbest olan dış işlerinde ise merkezi hükümete bağlı olan birimleri oluşturmaktır. Ülkemizde hiç bir yerel yönetim birimine özerklik verilmemiştir.

Liberal iktisadi doktrin şiddetle özerk yerel unsurların güçlendirilmesi gerektiğini, bu durumun sorumluluk bilincini arttırarak uzun vadede (bir liberalizm zırvasıdır bu uzun vade meselesi, çıkmaz ayın son çarşambası gibi gelmek bilmez bir türlü) insanların kendi menfaatleri için en iyi alternatifi seçeceğini söyler. İktisat kitaplarının ağırlıklı kısmı liberal doktrinin birer propaganda aracı olduğundan nerdeyse tüm kitaplar bu özerkleşmiş yerel birimlerin demokrasi ve refahı arttıracağını belirtir.

özerklik

Ayrı başlık altında kısaca değineceğim ama çok farklı tiplerde özerklik uygulamarı dünya da bulunduğundan net bir tanım yapmamız bu konuda doğru olmayacaktır. 

Çin ve Sovyet (Rus) Sosyalizminde Yerel Yönetim Farklılığı

Çin yazımda biraz anlatmaya çalışmıştım. Çin sosyalizmi ile sovyet sosyalizmi farklıdır. Hele yerel yönetimler bazında farklılık çok daha fazladır. Hatta bu farklı yorumlama nedeniyle Çin’li sosyalistlerin Rus sosyalistler tarafından hain ilan edildiğini okuyabilirsiniz. Bu iki ülke arasındaki gerilimin sebeplerinden birisi de bu ideolojik yaklaşım farkıdır.

Sovyet’ler tam anlamıyla merkezi planlamacı olduğundan özerk yerel yöneim fikrini tamamiyle reddeder. Çin ise bunun tam tersi şekilde özerk yerel yönetimlerin sosyalizmi geliştirmekte ana unsur olacağını söyler

Tabi bu yorum farkının altında temel olarak Çin’de sosyalist devrim başta olmak üzere bir çok devrimsel dönüşümün köyden yani kırsaldan gelmesinin sebebi vardır. Fakat tarihin bir ironisi mi diyelm bilmiyorum ama Mao’nun sosyalizmini yıkan düşünce ce faaliyet yapısı da kırsaldan yani köyden başlamıştır.  Yani Çin için hiçbir devrimin tepeden inme olduğunu söyleyemezsiniz.

Hangi sosyalizm düşüncesinin daha faydalı olduğunu bir kenara bırakalım ve bu bölümü şu notla bitirelim. Mao’nun özerk yönetimlere güveni ve kontrol etmemesi Çin büyük ileri atılımı sürecinin 50 milyon insanın kıtlıktan ölmesine neden olan bir süreçle sona ermesine neden olmuştur.

sovyet-sosyalizmi

Ülkemizde Yerel Yönetimlerin Vaziyeti

Efenim ülkemizde yerel yönetimler merkezi yönetim dışında kalan, il, belediye ve köy yönetimlerinden ibarettir. Ülkemizde yalnızca belediye ve köy seçimleri yapıldığından ve rantın ağırlıklı kısmı (köyde ne ramt dönecek) da belediye nezdinde döndüğünden yerel yönetim dendiğinde aklımıza belediyeler gelir.

Halihazırda 31 büyükşehir belediyesi vardır. Kalanı ise il bazında il belediyesi diye geçerken çok sayıda da ilçe belediyesi bulunmaktadır. Belde belediyesi ise artık yok denecek kadar az olup yakın zamanda tarihin tozlu sayfalarında yerini alacaktır.

ulkemizde-yerel-yonetim

Belediye içinde 3 farklı prgan bulunur. Bunlar belediye başkanı, belediye encümeni ve belediye meclisidir. Halkımız belediye başkanı ve belediye meclisi için oylama yapar. Belediye encümeni belediye meclis üyelerinden seçilir ve başkanda encümenin içindedir.

Yine tekrardan belirtelim. Ülkemizde hiçbir yerel yönetim birimine özerklik verilmemiştir.

Yurt Dışında Yerel Yönetimlerin Vaziyeti

Yurt dışında ülkesine göre değişen uygulamalar görmekteyiz. Başta avrupa ülkeleri olmak üzere bir çok ülkede yerel yönetimlerin tıpkı ülkemizdeki gibi belediyeler öncülüğünde şekillendiğini görmekteyiz. Ancak ABD, Rusya veya Çin gibi geniş bir coğrafi alana yayılmış ülkelerde yerel belediye yönetimi dışında yerel federal yönetimlerde görmekteyiz. 

Bunu şöyle düşünebilirsiniz. Oradaki halk yerel yönetim olarak bir belediye için seçim yapmakta, bunun dışında ayrıca bir federal meclis için seçim yapmakta tüm bunların dışında ise ulusal yani ülke bazında bir seçim yapmaktadır.

Özellikle ABD de yerel yönetimin özerklik aşamasında top noktaya çıktığını görüyoruz. Özellikle eyalet (aslında her biri devlettir) bazında hukuk, polis, eğitim ve sağlık hizmetlerinin yerel hükümet tekelinde verildiğini görüyoruz. Dönem dönem bu sistemin tıkandığı da haberlere konu olmakta ki iş hizmetin tıkanmasına kadar gitmektedir.

new-york-belediyesi
Resimde New York Belediye binası, City Hall.

Partiler Yerel Seçime Neden Önem Verir?

Merkez partilerin yerel yönetime önem vermesinin en büyük sebebi temel rant dağıtım yerinin belediyeler olmasıdır. Hatta süreç belirli bir süre sonra kendi kendini besleyen bir döngüye girmiş, merkez yönetimler oylarını arttırmak için yerel yönetimlerin borçlanmasına ve adaletsiz rant dağıtımına ses çıkarmamış, bu sebeple ipin ucu kaçmış ve sonucunda geldiğimiz tarih itibariyle  borç içinde yüzen belediyeler ile karşılaşmamıza neden olmuştur.

Bir başka gerekçe de muhalefette olan ya da henüz iktidara gelmemiş bir partinin ilk faaliyeti belediyelerde görülür.Mesela ülkemiz için İstanbul belediye seçimlerinin önemli olmasının nedenlerinden biri rant olmakla birlikte ülkenin ¼ nüfusunun bu şehirde yaşamasıdır. Eğer burada seçilen parti İstanbul eşrafını memnun eder ve sorunlarına çözüm bulursa bu yaklaşık 12-17 milyon arası oy demektir. Ki bu oy ülke toplam nüfusunun 83 mio. Olduğu ve oy veren nüfusun 50-55 mio. Olduğu düşünüldüğünde kayda değerden ziyade game changer dediğimiz bir oy miktarıdır.

Şimdi sizin aklınızdaki soruyu biliyorum. Diyeceksiniz ki neden merkez yönetimler belediyeleri zaptu rapt altında tutmuyor denetlemiyor? Sizi direk denetim yazıma yönlendiririm. Çünkü bu son dönemde dünya genelinde peydah olan ve yavaş yavaş sonuna geldiğini düşündüğüm küreselleşme ve neo liberalizm akımının temel düşünceleridir, olmazsa olmazıdır.

Özetle yerel seçimler çok mühimdir ve geleceğe dönük partilere uyarılar içerir. Halkımız da bu seçimlerde (kendi gözlemim) demokrasiye daha yakın bir karar vermektedir. Özellikle merkez seçimlerde ideolojilere bağlı kalma eğliminin fazla olduğunu gördüğümğz halkımız, bu seçimlerde biraz daha ideolojik ve ekonomik endişelerini bir kenara bırakarak refahına yönelik kararlar alabilmektedir.

Yerel Yönetim Olmalı Mı?

Yazı kapsamında yorumlayacağım önemli konulardan birisi bu. Yerel yönetime ihtiyaç var mı? Şahsi düşüncem yerel yönetim birimlerinin mevcut var olduğu sistematik kapsamında bulunmasıdır. 

yerel-yonetim-olmali-mi

Ülkenin yerel olarak nitelendirebileceğimiz herhangi bir coğrafyasında(il, ilçe) merkezi yönetimin baş temsilcisi olarak bir kaymakam ya da vali bulunur. Kaymakamlık ve valilikler yerel hususlarla ilgilenmekle birlikte bürokrasisi çok ağır olan birimlerdir. En ufak bir ihtiyaç için dahi ciddi bir bürokratik süreç işler ve bu usun sürecin sonunda halkın ihtiyacı karşılanamayabilir. Zaten yerel yönetim kavramının temel gerekçesi merkezi yönetim için tırıvırı işler olarak kabul edebileceğimiz bu ufak tefek meseleler ile bürokrasinin arttırılmamasıdır.

Mesela yerel yönetimin olmadığını düşünelim.

İlçe nüfusunun artması nedeniyle yeni bir pazar yeri ihtiyacı hasıl olmuş. Önce bir pazar yeri belirlenecek, daha sonra burası iskan edilerek halkın hizmetine sunulacak. Sadece kaymakam olduğunu düşünürseniz devletin kaymakamı gelecek, önce burası için bütçe çıkartacak, yer belirleyecek, bu kararı bir raporla bakanlığa bildirecek ve daha sonra bakanlıktan onay geldiğinde ve bütçe de bu işe ayrılan pay serbest bırakıldığında süreç başlayacak.şimdi bürokratik süreci görüyorsunuz. Oldukça ağır. Bunun yerine bir belediye biriminin bu iş üstlenmesi oldukça mantıklı görünüyor.

Bir de eskisi gibi devlet artık kolu paçayı sıvayıp direk inşaat işine girmiyor. Malumunuz eskiden il özel idaresi ve köy işleri gibi kurumları vardı devletin. Bunların araçları vs. Olurdu ki artık yok. Özel sektöre taşere ediliyor. Bu sistemde de bir aksilik görmüyorum açıkçası. Bu tip işlerin denetimi yapıldığı müddetçe herhangi bir sorun çıkmaz. Ancak denetim şart.

Peki mevcut sistemimizde yer alan il idaresi, belediye, köy ayrımı doğru mu derseniz kesinlikle katılırım. Hatta halihazırda il idaresi mefhumu pek kendini gösteremediğinden direk belediye ve köy organları yerel yönetimler için yeterli gözükmektedir. 

Yerel Yönetimler Özerk Olmalı Mı?

Gelelim zurnanın zırt dediği yere. Türkiye’de uzun süredir tartışma konusu olan yerel yönetimlerin özerkliği meselesine. Ek olarak özerk olacaksa da hangi hizmetleri üstlenmesi gerektiğine.

yerel-yonetimler-ozerk-olmali-mi

Efenim liberal iktisadi doktrine temelinden karşı bir insan olduğumu yazılarımdan anlarsınız. Ancak yine yazılarımdan safi ideoloji güderek mantıklı şeyleri reddetmeyeceğimi de görürsünüz. Ancak bu yerel yönetimlerin özerkliği meselesi bana oldum olası hep ters gelmiştir. 

Yerel yönetimlerin mevcudiyeti ve görev paylaşımı içerisinde yer edinmesi günümüz koşullarında şahsi nazarımda vazgeçilmez bir şeydir. Ancak yerel yönetimlere özerklik verilerek bu birimlerin bütçedeki payının arttırılması yani merkez bütçesini kısması, yine ülkemizdeki coğrafi şartların ve dolayısıyla bölgeler arası gelişmişlik farklarının fazla olması bu işin önündeki en önemli engellerden birisidir.

Şimdi bir çoğunuz bu görüşüme karşı çıkarak “ya biladerim gelişmiş ülkelerin çoğunda bu sistem tıkır tıkır işliyor, adamlar sistemi kurmuş, Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek yok, uygulamayı alıp aynısını biz de yapalım” diyebilirsiniz. Ancak bu aşamada atladığınız hususu ben sizlere hatırlatmayı bir görev bilirim. Yerel yönetimlere özerklik tanıyan ülkelerin çoğu gelişmiş ülkedir. Liberal doktrinin bir çok hükmü tıpkı yerel yönetimler için olanı da dahil edersek gelişmiş ülkeler için yazılmıştır. Ancak biz gelişmekte olan bir ülkeyiz. Peki niye bu farklılık arz ediyor.

Bir kere siz ülkede bir ekonomi politikası uygulayacaksanız sizin uygulayacağınız ekonomi politikasının ülkemiz yapısına uygun olması gerekir. Peki ne gibi aksaklıklar doğar? Efenim biz gelişmekte olan bir ekonomi olduğumuz için temel problemlerimizden birisi bölgeler arası gelişmişlik farkıdır. Bir diğeri ve esaslı olanı ise ülkemizin temel olarak noksan olan kısmının alt yapı yatırımları dediğimiz ulaşım, demiryolu ağı, lojistik sistematik, iş gücü dağılımı, üretim dağılımı gibi hususlar olmasıdır. Böyle bir ortamda dengeyi sağlayacak olan merkezi yönetim bütçesini bölerek yerelleştirmeniz özetle zengin bölgeleri daha da zengin hale getirecek fakir bölgeler ise daha da fakir hale getirip hizmet alamaz duruma sokacaktır.

Misalen ülkemizin en gelişmiş yöresi Marmara bölgesidir. Ki ülkeye en fazla vergi geliri sağlayan bölge de bu bölgedir. Eğer biz bu bölgelere özerklik verirsek bu bölgelerin vergi gelirlerinin ağırlıklı kısmı yine bu bölgelere harcanacaktır. Bu bölgeler zatwn gelişmiş ve kalabalık olduğundan çok vergi toplayıp çok harcama yapacak dolayısıyla bulunduklarınyere daha fazla nüfus çekecektir. Bu ise ülke coğrafyasında inanılmaz bir nüfus dağılımı dengesizliğine sebep olacaktır. Bu dağılım problemi sizin topraklarınızdan yani ana kaynağınızı etkin faydalanamayacağınız anlamına gelir ki bu durım iktisadın varlığına yani benim benliğime ters bir vaziyettir.

Siz şahsi olarak bencillik yapıp ya ne var kardeşim adaletse adalet, herkes ürettiği kadar yesin diyebilirsiniz. Ancak devlet refahı düşünmek zorunda( varolm sebebi refahı arttırmaktır) ve refah kavramı 83 milyonu ilgilendirir. Mesela eğitim hizmeti ülke refahının temelidir. Şayet bir bölgenin ya da yerel yönetimin bütçesi kötüye gidiyorsa o yerin eğitim hizmeti aksayacak mı? Şimdi eğitimi kaldırıp yerine emniyet, sağlık ve adalet birimlerini yerleştirip tekrar düşünün ve ülkemiz şartlarını tekrar ele alın.

Beceriksizliğin Sorumlusu Kim Olacak?

beceriksizliğin-sorumlusu

Özerklik verilen yerel yönetimlerin beceriksizliği ise ayrı bir konudur. Misalen özerklk verdiğimiz ve kendi yağında kavrulan bir belediyenin harcamanın ucunu biraz kaçırdığını ve bütçesinin eksiye düşüp hizmet veremeyecek aşamaya geldiğimi düşünelim.

Bu halde ne olacak? Ben size olacakları söyleyeyim. Merkez hükümet bir yasa çıkarıp bu belediyenin kurtarılması için bir mali paket hazırlayacak. Bu paket oradaki yurttaşların mağdur olmaması için muhtemelen oy birliği ile onanacak ve bingo! Yerel yönetim hükümetinin beceriksizliği bir anda ülkedeki tüm bölge insanlarının sırtına binecek.

Bunun gibi çok sayıda misal ile yazıyı uzatmaya gerek yok. Zaten merkez yönetime dönülecekse bu işi yerele vermenin bir anlamı olduğunu düşünmüyorum açıkçası.

Şimdi liboşlar çıkıp adam seçimi kaybediyor ya ne bedel ödeyecek diyebilirsiniz. Mesele siyasinin bedel ödemesi değildir mesele toplamda yurttaşın ödediği bedeldir.

Politika Uyumu Konusu ve AB’den Bir Misal

Özerk yönetimler ile ilgili en büyük problem bu hükümetlerin uyguladıkları politikalar ile merkez hükümetlerin uyguladığı politikalar arasındaki uyumsuzluk halidir. Bunun en iyi örneğini dağılmak üzere olan avrupa birliği nezdinde görüyoruz.

Efenim AB ülkeleri bildiğiniz üzere kendi maliye politikalarını uygulamak noktasında özgür iken para politikaları ECB dediğimiz avrupa merkez bankası tarafından yapılmaktadır. AB tarihinde bir çok kez görüldüğü üzere bu durum ciddi ibr risk unsuru barındırmaktadır. AB’ye üye her ülke farklı ekonomik yapılar ihtiva eder. Misalen Almanya tamamen ağır sanayi ve katma değerli üretimi ile ön plandayken İtalya daha hafif sanayi (orta-ağır sanayi desek daha doğru olur) üzerinedir. İspanya’nın esaslı faaliyeti ise Turizm üzerinedir.e haliyle her ülkenin bütçesi buna göre fazla ya da noksan vermekte, dolayısıyla her ülkenin ekonomi politikası ihtiyacı farklı olmaktadır. Mesela yıllar itibariyle sürekli olarak bütçe noksanı veren İtalya kemer sıkma politikası uygulamaktadır. Yami daraltıcı maliye politikası basmaktadır.Ancak ECB’nin karar mekanizmasında baskın rol oynayan Almanya kendi ülkesine avantaj sağlayan genişleyici para politikasını bemimsetmiştir.

politika-uyumu

İtalya hem daraltıcı maliye politikası hem de genişletici para politikasını birlikte uygulamaya zorlanmaktadır ki az biraz iktisat okuyan herkes bu politika uyumsuzluğunun gideceği yeri bilir.

Şimdi bu durumun aynısını özerk bir belediye ile merkezi hükümet arasında yaşandığını düşünün. Bu açmazın bir çözümü yok. Olsaydı AB şu an dağılmanın eşiğinde olmazdı. O yüzden Amerikayı yeniden keşfetmeye gerek olmadığını düşünüyorum. Mali olarak özerkleşmiş yerel yönetimlere kesinlikle karşı olduğumu yinelemek isterim.

Belediyelerin Merkezi Yönetimden Aldığı Paylar İçin Önerilerim

Yukarıda bahsettiğim aslında ülkemizde mevcut vaziyette uygulanmakta olan plan kapsamında esaslı meselelerden birisi de vergi dağıtımı konusudur.

Mevcut durumda belediyeler;

emlak vergisi, 

çevre temizlik vergisi,

ilan reklam vergisi,

eğlence vergisi,

haberleşme vergisi,

elektrik/havagazı tüketim vergisi,

yangın sigortası vergisi 

Adları altında toplamda 7 kalemde vergi toplayabilmektedir.Ülkemizde bu belediyelerin tahsil ettiği vergi oranlarını yasama yani T.B.M.M. belirlemektedir.

gelir-paylasimi

Bunun dışında yine 15 kadar harç, 3 tip katılım payı olmaktadır. Ek olarak belediyeler iştirakler kurup bunlardan gelir elde edebilmektedir.

Öte yandan merkezi yönetim bütçesinden fon aktarımı gelirin esas kaynağıdır.

Bunun dışında ek olarak yine merkezi yönetim bütçesinden yardım koduyla ek paralar verilebilmektedir.

A.B.D. gibi federal yapıya sahip ülkelerde ise yerel yönetimlerin tıpkı bir merkezi idare gibi vergi topladığını söylemiştik. Bu konuya özerklik başlığı altında değindiğimden tekrar konuya girmek istemiyorum ama bu modelin bize çok uygun olduğunu düşünmemekteyim.

Hatta ülkemizde belediyelerin gelirleri arasında sayılan vergilerin de fazla olduğunu düşünüyorum. Zaten ciddi miktarda harç ,bağış, katılım payı vs. Gelirleri mevcut. Bu belediye vergilerinin fazla olması yine özerklik başlığı altında belirttiğim üzere refah eşitliği anlamında sorunlar yaratıyor. Ayrıca sene başında devlet her belediyeye bütçeyi serbest bıraktığı için bürokratik ve hazinenin nakit akımı anlamında da çok fazla problem olacağını düşünmüyorum. 

Burada en kritik mesele bir belediyenin genel bütçeden aktarılan transferlerde ne kadar pay aldığıdır. Ülkemizde bu payın yüzde 80’lik kısmı belediyelerin nüfusuna ve yüzde 20’lik kısmı gelişmişlik endeksine göre İller Bankası tarafından belediyelere dağıtılır. Bu gelişmişlik endeksi meselesi midemi bulandırsa da detaya girecek bilgim olmadığından pas geçiyorum. Ancak bence her daim ana esas hizmet edilen kitle yani nüfus olmalıdır.

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu