Ekonomi

Ekonomi Yönetimi

Devlet Meselesi yazımızda bir devlete ilişkin bilgilere temel olarak yer vermiş, devlete niye ihtiyaç duyulduğunu, nerelerde bulunması nerelerde çok fazla müdahil olmaması gerektiğini dilimiz döndüğünce izah etmeye çalışmıştık. Kısaca da ekonomi yönetimi politikalarına ilişkin bilgilere değindik.

Şimdi ise bu devlet meselesinin  biraz devamı biraz da ekonomi yönetimi kısmını yazacağız. Bu yazımızda hayatını sürdüregelen bir devlette dikkat edilmesi gereken temel ekonomik hususlar nelerdir? Ekonomi yönetimi neler yapabilir? Ekonomi yönetimi nin sınırları nelerdir? Ekonomi yönetimi bir ülkeyi nasıl değiştirir? Burada bahsettiğimiz meseleler iktisadi düşüncenin temelini oluşturur. Ekonomi yönetimi yazısı altında bahsettiğimiz şeyler biraz da sosyo-ekonomik analiz içermektedir.

ekonomi-yonetimi-iktisada-giris
Şu görmüş olduğunuz kitap her iktisat öğrencisinin birinci sınıfta eline tutuşturulan, içinde derin dehlizler bulunan, hayatı sorgulatan, bir çok noktada nalet olsun böyle profesörlüğe de dedirten detayları bulunan sevimsiz görünen ama oldukça faydalı bir kitaptır.

Kalkınma İktisadı

Devlet Meselesi yazımızda devletin temel unsurlarını tamamlayıp devleti kurmuştuk. Artık parası olan, kamu hizmeti veren, kanunu ve mahkemeleri olan bir devletimiz ve halkımız var. Halkımız bizden sürekli olarak refahının arttırılmasını, daha fazla bedava hizmeti, daha fazla tüketme imkânı sunulmasını istiyor ve bekliyor. Bu hizmet bağımlılarını nasıl tatmin edeceğiz?

Şimdi kalkınma iktisadına dikey giriş yapıyoruz. Bir ülkenin büyümesi ile kalkınması farkını da izah etmiştik. Tekerrüre gerek yok. Devlet Meselesi yazımıza bakın mutlaka. Bu noktadan devam edelim. Kalkınmamız için bize sermaye birikimi gerek. Sermaye birikimi ile halkımızın alım gücü artacak, eğitim imkânları fazlalaşacak ve en mühimi hürriyetine kavuşan ve rahata eren yurttaşlarımız kafasını bilime, sanata ve ar-ge faaliyetlerine gömüp kalkınmamızı hızlandıracak. Bakın bu kısım önemli. Halk desteği ve kalkınması olmadan devlet tek başına kalkınamaz.

kalkınma-iktisadi-dik-giris
Resimde eski Cumhurbaşkanlarından İsmet İnönü, denize çivileme dalış yaparken. Biz de kalkınma iktisadına bu şekilde giriyoruz.

Büyüme ile kalkınma arasındaki en büyük fark budur. Büyümeyi devlet tek başına yapabilir. Sadece kamu harcamasıyla büyüme sağlayabilirsiniz mesela. Ancak kalkınma kökten yani halktan gelmedikçe bu iş becerilemez. Dünyada gerçekleştirilmiş devrimlerin tamamına bakarsanız devrimin halk desteği olmadan yapılamayacağını idrak edersiniz.

Çin Nasıl Kalkındı?

Mesela Çin’i uzun yıllar yöneten ve komünist devrimi yapan Mao Zedong bunun için köylere kadar uzun bir yürüyüşe çıkması gerekmiştir. Ne zaman ki köylü halkı ikna etmiş o zaman silahlı mücadeleye başlayabilmiştir. Yani ekonomi yönetimi devrimsel nitelikte bir değişim yapmak istiyorsa, mutlaka ama mutlaka halkı ikna etmeli ve desteğini almalıdır.

Kalkınma hamlesi için ise halkın uyanık olması, aydın olması ve bir şeyleri istiyor olması gerekir. Elindekinden, halinden ve vaziyetinden memnun olan insanlar kendi konfor alanlarından uzaklaşmayacaklardır. Halkın daha fazla istemesi için ise etrafını görmesi ve farkındalığı olması gerekir. Bunun için ise halkın eğitimli, hükümeti her daim eleştirebilecek hürriyete sahip, eleştirel bakış açısına sahip olması gerekir.

Tüm bunların dışında tek bir alternatif de halkın ayaklanması için yeterlidir. Bunun adı ise ekonomidir. Ekonomik olarak fakirlik içerisinde olan, evlatlarına akşam yemek götüremeyen veya herhangi bir servet ya da varlık edineceğine ilişkin ümidi olmayan bir kitle oldukça tehlikelidir. Bu gerekçe ile ülkeleri yöneten kadronun en kıymetlisi olan ekonomi yönetimi, hal hareket ve tavırları ile halkın refah vaziyetini yakından takip etmesi gerekir.

Bir Ülkenin Hikayesi

Şimdi mevcut şartlara baktığımızda mağaramızdan çıktık, 3-5 aile birleştik. Tarım üretimi tam gaz devam ediyor, halkımız sebze meyveden sıkıldığında arada ava çıkıyor. Ortam bu şekilde.  Bunun dışında devlet kurumlarının temelini oturttuk. Ancak her daim olduğu üzere daha fazla para ve daha fazla hizmet gerekiyor. Sadece tarım ve hayvancılık toplumu olarak başladık fakat devletin insan gücü kaynağının bir kısmı askerlik görevi için hizmete alınan gençlerden dolayı azaldı. Ancak halk durmuyor hep daha fazlasını istiyor. Dedik ya bunlar hizmet bağımlısı.

bir-ulkenin-hikayesi-hizmet-bagimlisi
Hizmet bağımlısı halkımız

Kalkınma için halkın kafasını rahat ettirmemiz lazım. Kalkınmanın ateşini yakacak şey yani kalkınmanın bir aşaması ise büyümedir. Büyümek için de para lazım. Para için üretimi arttırmamız lazım ama nüfusa takılıyoruz, bunun sebebinin asker olarak değerlendirdiğimiz genç nüfus olduğunu söylemiştim. Ancak  bir yandan da sınırları ve ticaret yollarını da korumamız lazım. Çünkü yandaki ülkelerin gözü üstümüzde, bir ayağımızın takılmasına bakar. Kurt kapanının ortasındayız, tam sıkıştık kaldık.

Şimdi büyümeyi izah ederken belirtmiştik. Büyüme için nüfus artışı, toprak artışı, sermaye birikimi, teknoloji gerekir. Nüfus artışı ve toprak artışı için savaşmamız lazım. Sermaye birikimi için ise ticaret gerekli. Ancak bu sermaye birikimi yolunun sonunda bizim kalkınmamızı engellemek isteyenler (son dönemin popüler ifadesiyle dış mihraklar) ile savaşmamız gerekebilir. Teknoloji için ise ya dışardan ekonomik ajanların istihbaratı ya da kendi eğitimli insanımız gerekir.

Ne Yapmalıyız?

Zaman da kısa, hızla kalkınmamız gerekiyor. Yani teknoloji meselesini sabit kabul ediyoruz. Bunun için ya savaşacağız ya da ticaret yapacağız. Biz daha fazla kan dökülmesin aga diyoruz ve yandaki devlet ile ticarete girişiyoruz.

Hedefimiz şu, bizim topraklarda bol miktarda buğday yetişiyor, komşumuz K ülkesinde ise alet edevat var. Bu alet edevatı alıp üretimi arttıracağız. Çünkü eğer daha fazla buğday üretirsek dışarıya satabileceğimiz ve sermaye birikimimizi arttıracak daha fazla paramız olacak. Yine daha fazla para ile daha fazla alet edevat alıp üretim verimini arttıracağız ve kalkınma hareketinin ateşini yakacağız. Gördüğünüz üzere parasız hiçbir şey olmuyor.

Tüm halkımıza topyekûn kalkınma planını bir ferman ile duyuruyoruz ve azimle çalışan yurttaşlarımız sermaye birikimini oluşturuyor, bu paranın bir kısmı savunmaya, bir kısmı iç hizmetlere, bir kısmı eğitime, bir kısmı da diğer ülkeden alınan alet edevata gidiyor. Para bitti ama hem büyüdük, hem kısmi refah artışı ve mutluluk sağladık hem de verimi arttırdık. Yani daha çok üretiyoruz.

Teknolojinin Etkisi

teknolojinin-etkisi

Süreç devam ederken eğitime yaptığımız yatırımlar karşılığını veriyor ve sivilceli elemanlardan birisi tekerleği icat ediyor. Bu şu demek, ürettiğim malı daha uzağa bozulmadan götüreceğim. Malı daha pahalıya almaya razı olan toplumlar var. Mesela Ö. Ülkesinde buğday yetişmiyor, K ülkesine ucuza satmaktansa tekeri kullanıp malı daha pahalıya alan Ö ye gönderirsem daha fazla sermaye birikimim olacak. Bir yandan da şu an dünyada tekerlek teknolojisi sadece bende var. Tekel gücümü kullanıp tekerin maliyetinin çok çok üstüne bir fiyat koyuyorum. Herkes de almak için sırada. Deli para getiriyor bu iş bize. Sermaye birikimim artık daha fazla.

Büyümenin Katkısı

Büyüme sürecimiz devletimize daha fazla para kazandırdığı için halkımıza daha fazla hizmet veriyoruz. Bu da diğer insanların dikkatini çekiyor ve bize iltica hareketi başlıyor. Bu da büyüme kapasitemizi arttırıyor. Bana kızacağınızı biliyorum ama Suriyeli mülteciler meselesine bu açıdan da yaklaşmanız gerekiyor. Hükümet saksocusu demeyin gerçekten ama işin böyle bir yönü var abi. Ben iktisatçı adamım nihai materyale bakarım. Ve bu bir gerçek. Türkiye Cumhuriyeti Suriye’de savaştan kaçanları ülkeye sokarak hem sermaye birikimini arttırmış, hem iş gücü miktarını yani ucuz iş gücü sayısını arttırmıştır.

Toprakları Genişletiyoruz

Kendi ülkemize dönelim. Kalkınma ihtiyacımız bizi tetikleyen en önemli unsur. Çünkü halk durmuyor efenim. Sürekli kalkınmak istiyorlar. Mevcut sermaye birikimi artık yeterli gelmemeye başlıyor. Yanımızda toprakları bereketli ve uluslararası denizlere açılan limanları olan bir ülke var. Sürekli göz kırpıp aklımızı karıştırıp duruyordu zaten. Biz de niyeti bozup dalıyoruz buraya, biraz kayıp verdik ama artık o ülke insanları ile bizim oluyor. Kaybettiğimizden çok daha fazlası var artık elimizde. Bu bir süre daha bizim kalkınma ve büyüme ihtiyacımızı karşılayacaktır.

topraklari-genisletiyoruz
Savaşlar getirileri olduğu kadar ciddi götürüleri de olan kavramlardır.

Artan insan kaynağımız, içindeki insanlarla birlikte artan sermaye birikimimiz, daha fazla işleyip üretebileceğimiz verimli topraklar ve doğal kaynaklarımız ve dünyaya açılabileceğimiz ticaret yollarımız var. Büyüme kapasitemiz ve dolayısıyla sermaye birikimimiz çok artıyor. Kabımıza sığmıyoruz. Tüm dünyaya rahatsızlık vermeye devam ediyoruz. Sağdan soldan teklif yağıyor. Vay sizin oğlanı bizim kızla everek, daha fazla ticaret yapak, gelin bizi de alın diyen yan ülkelerdeki ajanlar. Saray yol geçen hanına dönüyor.

Borçlanma Sorunu

Başkanlık makamınızda sıradan bir gün cariyelerle oynaşırken kapıyı tıklatıyorlar. Kim bu densüz derken iktisat nazırınız (bakanınız) başı öne eğik geliyor. Vay haşmetlüm kıymetlüm… bi sıkıntımız var.  Efenim hazine tam takır kuru bakır. 

borclanma-sorunu
Resimde gördüğünüz yer Topkapı Sarayında bulunan arz odasıdır. Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar padişahlar gelen yabancı devlet adamlarını burada karşılardı. Kanuni döneminde bu durum sona ermiştir. Bu oda aynı zamanda kellesi alınacak olan vezirlerinde Ceza Kapısından önce girdiği ve arza son çıktığı yerdir.

Vakti zamanında gerek savaş, gerek gaza gelip daha fazla teknolojik yatırımlar, oğlanın düğünü vs. derken muhtelif harcamalar için bol bol borçlanmışız. Aldığımız borçları ise katma değerli yerlere değil gösterişli işlere harcamışız. Bu borçların geri dönüşü olmayınca da borcu ödemek için başka bir yerden borçlanmışız. Faizin kendisi borcu geçmiş. Ne yapacağız artık kimse bize borç da vermiyor diyor.

Kelleyi alsan dert, almasan ayrı dert. 

Cari Açık Sorunu

İktisat nazırı konuştukça konuşuyor. Susmak bilmiyor hıyar herif. Vay efendim benden önceki çok borçlanmış, borçlanılan paralar saçma sapan yerlere harcanmış, saraya heykel, komşu ülkenin kraliçesine bir kamyon altından gül yaprağı (muhtemelen alkollüydünüz),hanıma büyükçe bir elmas –bu yediğin nanelerin diyeti-, yılbaşı partisine Fransa’dan yıllanmış şarap, yeni fethedilen yerlerdeki halk ayaklanmasın diye rüşvet, yeni toprakların iskânı, genişleyen sınırlar ile birlikte büyüyen askeri harcamalar…

cari-acik-sorunu
Cari açığın sürekli hale gelmesi sonu görünmeyen bir döngüye girilmesine sebep olur ve döngü sizi sürekli aşağıya doğru çeker. Cari açığın kontrolü esastır.

Harcadıkça coşmuşuz, coştukça harcamışız. Sonuç olarak her sene ciddi cari açık veriyoruz paramızın değeri yerin dibine girdi. Ne yapak diyor.

Şaşırmayın. Muhtemelen her büyük imparatorluğun yaşadığı sorunu yaşıyorsunuz. Bu problemlerin tamamını başta Roma İmparatorluğu olmak üzere Osmanlı İmparatorluğu da yaşamış ancak bu ekonomik gidişata çare bulamamıştır. İnsan sayınızın bir anda artması, üretimin tüketime her daim olduğu üzere geç yetişmesi, sürekli teknoloji transferi yapmanız ve bunun için para ödüyor olmanız, toprak genişlemesi ile artan asker sayınız, yani verimsiz ekonomik birim sayısı, ülkede bulunmayan ancak üretimde kullandığınız ham maddelere ödediğiniz paralar, halkın refah artışıyla birlikte ithal ürünlere –halk baharatlarının illa Hindistan’dan gelmesini istiyor. Hepsi birer gurme, birer Vedat Milor olmuş- yönelmesi gibi sebeplerle dışardan aldığınız ürünlere (ithal edilen mallar) dışarıya satılan ürünlerden (ihracat) daha fazla para veriyorsunuz.

Hayırlı olsun nur topu gibi bir sorununuz daha oldu. Şimdi cariyeleri yollayıp saksıyı çalıştırma zamanı.

Cari Açıkla Birlikte Gelen Enflasyon

cari-acikla-birlikte-gelen-enflasyon
Enflasyon bir ülkedeki fiyatlar genel seviyesinin (en çok tüketilen mal grubunun) artmasıdır. Enflasyon yıllık sabit gelirli olan işçileri fakirleştirirken, esnaf ve tüccar kısmı sattıkları mallara bu nispette zam yaptıkları için bu durumdan sabit gelirli işçiler kadar etkilenmezler.

Cari açık olmuş ama zamanla bu oluşan cari açık,  yüksek borçlanma ile kombo yapıp sizin paranızın değer kaybetmesine neden olmuş. Çünkü ülkeye dışarıdan aldığınız malların, sattıklarınızdan daha fazla olması, dışarıya daha fazla yabancı para ödenmesi anlamına gelir. Bu yüzden ülkede yabancı para azalır yerli para artar. Bu da sizin paranızın değer kaybetmesine otomatik olarak enflasyona neden olur. Yine yurt dışından borçlandığınız tutarları, yurt içinde üretilen ürünlere harcarsanız bu durum otomatik olarak enflasyona sebep olur. Daha doğrusu olmuş haberiniz yok.

Muhtemelen o sırada sarayınızda çiçek sulamakla meşguldünüz. Üzgünüm nur topu gibi üçüncü bir sorununuz var artık.

İç Karışıklık

Cariyeleri yolladınız yollamasına da sorun bir başladı mı arkası kesilmiyor. O sırada istihbarat biriminin başındaki eleman geliyor. Yüksek fiyatlardan şikâyetçi olan halkta da bir takım sıkıntılar baş göstermiş. Üç beş densiz toplanıp sarayı basalım filan diyorlarmış. Bir yandan bu kalkışmayı organize eden koltuğunuzda gözü olan hayırsız oğlan mı, yoksa ulan harbi millet sıkıntıda mı diye düşünüyorsunuz. O sinirle  böyle bir haber şimdi mi haber verilir, bunlar ayaklanana kadar neredeydin bre deyyus deyip istihbarat elemanını da azarlayıp sürgüne yolladınız ama ne çare. Çıban çıkmış artık cerahat gerek. Para yok, isyanı bastırmanız lazım, yoksa olaylar başka yere sıçrayacak.

Ne Yapacağız?

Hemen divanı topladınız (bakanlar kurulu) sağı solu fırçalayıp ekonomi nazırını görevden alıp vatana ihanetten kelleyi aldınız. Halkın içi biraz soğudu ama fiyatlar hala yüksek, çözüm bulamazsanız muhtemelen iç karışıklıktan sizin kelle de gidecek.

O sırada bir kez daha kapı tıklatılıyor. Merak etmeyin bu sefer haberler kötü değil. Uzun süredir ticaret ortağımız olan komşu K ülkesi aman bu ülke batarsa ben de yanarım, bari biraz para verek şunlara da kıçlarını toparlasınlar. Yoksa alim allah olaylar bize de sıçrayabilir diyerek borç verelim diyor. Verecek vermesine tabi de şerefsiz hem tefeci faizi istiyor hem kendisine ayrıcalık istiyor.

ne-yapacagiz
Resimde ABD Devlet Başkanı Trump ile Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ABD ile Çin arasında mevcutta devam eden ticaret savaşlarının sonlandırılması adına Faz- 1 anlaşması konusunda anlaştıklarını basına duyuracaklar birazdan.ABD ile Çin arasındaterör dengesi de denilen enteresan bir ticari denge var. Şu saatten sonra ne ABD Çin’den gelen mallar ve Çin devletinin finanse ettiği ABD hazine bonoları olmadan, ne de Çin ABD’nin tüketimi olmadan yaşayamaz.

Ama durum kötü. Piyasada yaprak kımıldamıyor. Alacaklılar kapıya dayanmış, başka borç veren zaten yok. Bir şey yapmazsanız hem ayranınız dökülecek hem de istenmeyen olaylar yaşanacak. Eliniz mahkûm borcu alıp bir kutu da çikolata gönderiyorsunuz K ülkesine.

Kritik Sorun Kaynak Dağılımı

Şimdi geldik zurnanın zort dediği yere. Yani aslında bu aşamaya gelmemize sebep olan, yıllardır yanlış yaptığımız ve iktisat biliminin çekirdeğini oluşturan  kaynakların optimum (etkin) dağılımı meselesine. Aldığımız borçla ne yapacağız. Yani edindiğimiz bu kıt kaynağı nereye harcayacağız. Harcayacağız da geri nasıl ödeyeceğiz.

Borç Alınan Parayı Harcama Alternatiflerimiz:

1.Halka hala güçlüyüz kriz yok efekti vermek için ihtişamlı bir yapı dikelim

2. Parayı inşaata gömelim ki halkın en az gelirli grubu olan inşaat işçilerine parayı dağıtıp ekonomiyi hareketlendirmesini bekleyelim. Hem bu sayede vergi gelirimiz artar borcu daha kolay öderiz. Enflasyonu da bir şekilde hallederiz.

3.Parayı geri dönüşü en az 20 yıl olan eğitime harcayıp borcu öteleyelim, eğitimden nasıl olsa bir teknoloji hamlesi geç de olsa gelir, yeni teknoloji üretilince gelen parayla ödemeyi yaparız

4. Dışarıdan yatırımcı çekecek alt yapı yatırımlarını yapalım, hem inşaat sayesinde milletin cebi para görür, vergi geliri artar, halkın tabanının sesini keseriz, hem de dışarıdan yatırım gelirse nakit para girişi olur, bunların yapacağı yatırım cart curt çarpan etkisi derken oradan yardırırız.

Benim tavsiyem tabii ki 4. Numara. Size biraz enflasyona mal olacaktır. Ancak öngörülü bir yaklaşım ile kamu harcamalarını da kısarsanız biraz halk tepkisi karşılığında enflasyonu da çözmüş olursunuz. İsyan çıkarsa da bir komutanla sertçe bastırırsak yatırım piyasaya etkisini gösterene kadar halkı kontrol altında tutarız. 

kritik-sorun-kaynak-dagilimi
Resimde dünyada gelir dağılımı adaletsizliğinin en fazla olduğu ülkelerden olan Meksika’nın başkenti Meksiko’da iki mahalleyi görüyorsunuz. Eğer ülkenizde kaynak dağılımı optimizasyonunu sağlamaz ve aldığınız vergiler ile kamu hizmeti dengesini sağlamazsanız bu tip fotoğraflar sizin ülkenizde çekilir.

Ekonomi Yönetimi

Buraya kadar anlattıklarım çok basit bir ekonominin, her an herhangi bir gerekçeyle yaşayabileceği sorunlar listesiydi. Biraz mizah da kattık ama emin olun karşılaşabileceğiniz sorunlar bunlardan çok daha fazlası. Bir kısmını da ilerde diğer yazılar için saklıyorum açıkçası.

Ancak bu yazıyı bir ekonomi yönetiminin kalkınmayı da sağlamak için dikkat etmesi gereken ana göstergeleri belirtip öyle bitireceğim. Sonra detay bazında zaten ineceğiz bu meselelere.

1.Büyüme oranı vs. Potansitel büyüme

2. Enflasyon Oranı

3. İşsizlik Oranı

4. Halkın İşgücüne Katılım Oranı

5. Cari Açık/GSYİH

6. Kamu Borcu/GSYİH

7. Faiz Dışı Denge

8. Kapasite Kullanım Oranları Ortalaması

9. İthalatın Fazla Olduğu Sektörler Listesi

10. Harcamalar İçinde Eğitime Ayrılan Pay

11. Satın Alma Gücü Paritesi (iş gücü ucuzluğunuz)

12. Yatırım Kolaylığı Listesinde Sıralamanız

13. CDS Priminiz

14. Basın Özgürlüğü Seviyeniz

15. Ülke Nüfusunun Demografik Yapısı

16. Gelir Dağılımında Adalet (Gini katsayısı)

Bunları takip etmez, olası sıkıntılarda da erkenden müdahale edip bir politika geliştirmez ve durumu kontrol altına almazsanız muhtemelen sürekli sorun yaşayacaksınız.

Birbiriyle Çatışan Hedefleri Kontrol

birbiriyle-catisan-hedefleri-kontrol

Ekonomi yönetimi meselesinde en kritik konulardan birisi de birbiriyle çatışan hedeflerin tutturulması zorunluluğudur. Esasen bu durum iyi bir ekonomi yönetimi yapılmasını gerektirir. 

Nelerdir bunlar?

İşsizlik ve büyümeye karşı uygulayacağınız politikalar ile enflasyon politikaları çelişir.

Yine cari açık ile işsizlik ve büyüme hedefleriniz çelişir. Bunun dışında kamu harcaması ile büyüme ve işsizlik hedefleriniz çelişki içindedir.

Bu hedeflere öyle ince bir ayar vermelisiniz ki (terzi usulü) herkes durumdan memnun olmalı, uzun vade de ülke çıkarına iş yapmış olmalısınız.

Siyasetçinin bütün mahareti de buradadır. Yani bir kişinin sizlerden çok iyi oy topluyor olması, propaganda yapması, bu kişinin başarılı olacağı anlamına gelmez. Asıl mesele maharetini sahada bu veriler üstünde göstermektedir. İşin kırılım noktası da buradadır.

Özellikle demokrasi ile yönetilen ülkelerde (ki sanırım dünyanın büyük bir kısmı demokrasi ile yönetiliyor.) halk kitleleri genelde gaz ile yani propaganda, oy toplama vb. yöntemlerle oy kullanır. Ancak iş ne zaman ki teknik meselelere gelse süreçlerde bozulma başlar. Çünkü özellikle ekonomi yönetimi teknik ve süreç içerisinde yaşanması gereken, vaatlerin pek de bir anlam ifade etmediği bir bölüm. Dolayısıyla seçmen bu konuda zaman zaman yanılır.

İktidarını devam ettirenlerin geliş ve gidişleri arasında marjinal şeyler olmazsa (toplumsal anarşi, iç karışıklık, darbe, savaş v.b.) iktidarları belirleyen şey temel olarak bu ekonomi performansıdır. Dolayısıyla hükümetler bu hususa dikkat etmelidir.

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu