Politika

Türkiye’nin Siyasi Tarihi (Kısa)

Bu yazımızda Türkiye’nin siyasi tarihi ve başat aktörlerini inceleyeceğiz. Bu yazıyı yazmamın sebebi genç nüfusun sadece tek parti dönemini görmesi, yani 2002’den sonrasını ciddi şekilde hatırlıyor olması ve 15 Temmuz darbesi dışında ise çok fazla siyasi eksen kaydırıcı aksiyon görmemesidir.

Türkiye’nin Siyasi Tarihi

Özellikle ülkemizde tarih derslerinde 1938’den sonrası Türkiye siyasi tarihi sanırım siyasi nedenlerden dolayı kitaplarda pek yer almıyor. En azından benim okuduğum dönemde bu şekildeydi. Bu vesile ile eğitim dünyamızda yer alan bu açığı da kapatmış olur ve merak edenlerin bu ihtiyaçlarını kısaca olsa da gidermiş oluruz.

Kuruluş Dönemi (1919-1922) 

Tüm dünyayı etkisi altına alan ve 1914 yılında başlayan 1. Dünya Savaşı, 1918 yılında sona ermiştir. Şahsi kanaatim enerji kaynaklarını ele geçirmek isteyen ve bu enerji kaynaklarının nakil hatlarını ele geçirerek ya da nüfuzu altına alarak kendi enerji güvenliğini sağlamak isteyen İngiltere emperyalizmi, savaşın çıkmasında etkin rol oynamıştır. Fransız ihtilalinin yaşandığı 1770’li yıllara gelene kadar bir çok milleti himayesi altında bulunduran imparatorlukların dönemi sona ermeye başlamıştır. Bundan nasibini alanlardan biri de Osmanlı İmparatorluğudur. Ki bu dönemde İngiliz emperyalizminin kışkırtmasıyla süreç hızlanmış, nihai olarak çıkan dünya savaşı neticesinde Osmanlı İmparatorluğu dağılmıştır.

1.Dünya savaşının sona ermesinden sonra ise Türkiye’nin kurtuluş savaşı dönemi olarak niteleyebileceğimiz bir dönem içerisine girilmiş ve 1. Dünya savaşından sonra kalan eldeki unsurlar ile tekrar harbe girilmiştir. 

Aslında ilgili dönem aralıksız devam eden bence iki temel başlıkta ayrıca incelenmesi gereken iki savaş dönemidir. Bunun sebebi 1918 yılında Osmanlı devletince imzalanan Mondros Ateşkes Anlaşmasının  maddelerine diğer devletlerce uyulmayarak toprakların ilhak edilmesi ve akabinde Osmanlı İmparatorluğunun imzaladığı Sevr Anlaşmasının şartlarının çok ağır olmasıdır. Bu anlaşmanın şartlarını kabul etmek istemeyen Mustafa Kemal Atatürk ve onun nezdinde bu gün isimlerini gururla andığımız bir çok paşamız, milis güçleri ile birlikte birleşerek işgal altındaki topraklara yeni tohumlar ekmiş, nihayeten bu çabaların sonucunda Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuştur.

Sonun Başlangıcı

Süreç içerisinde 23 Nisan 1920’de Yapılan mücadeleler sonucunda 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Anlaşması ile Türkiye Cumhuriyeti devleti kurulmuş ve hâkimiyet kayıtsız şartsız yurttaşlara geçmiştir. Yazının en keyifli kısımda bu son cümledeki ifadeydi.

O dönemde en büyük problem 1. Dünya Savaşı sonrasında yorulan ve fakirleşen halkı tekrar bir savaşa ikna etmekti. Ancak anlaşmaya rağmen haksızca Osmanlı topraklarını ilhak eden itilaf devletleri, belki de süreç içindeki uygulamalarıyla kendi sonlarını hazırlamıştır.

Koçgiri İsyanları: 

Osmanlı döneminde savaş sırasında başlayan doğu isyanları hem devletin kuruluş döneminde hem de devlet kurulduktan sonra da devam etmiştir. 1921’de Koçgiri isyanı ile başlayan sürecin PKK’ya kadar ulaştığını söylersek de sanırım yanılmayız. Koçgiri isyanlarının kendisi de zaten oldukça uzun sürmüş, 1918 ile 1921 aralığını kapsamıştır. Devlete karşı bağımsızlık yönlü bir isyandır.

Ayaklanma bir grup asker kaçağının yakalanması için müdahale eden 6. Süvari Alayının mücadelesi ile başlamıştır. TBMM hükümetinin görevlendirdiği Topal Osman Ağa’nın yönettiği 42. Ve 47. Giresun Alayı isyanı bastırmış, birçok asi teslim olmuş, Cumhuriyet kurulduktan sonra isyancılar Atatürk tarafından affedilmiştir. 

Sancılı Doğum (1923-1938)

Ülkenin siyasi hayatında geçirdiği tek partili dönemdir. Atatürk 1938’e kadar cumhurbaşkanlığı yapmıştır. Bu dönemde çok partili döneme geçiş için bazı çalışmalar yapılıyor. Kazım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Rauf Orbay Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kuruyor. Şeyh Said isyanı olunca bu isyandan sorumlu tutulan TCF 1925’te kapatılıyor. 

Bu dönemde özellikle iktisadi anlamda devletçi bir yaklaşım görürüz. Devlet önce özel sektörün hacmini arttırmak için Teşviki Sanayi kanunu çıkarıyor ama işe yaramıyor. Bunun en büyük sebebi Osmanlı döneminde zengin ve varlıklı kesimin ağırlıklı olarak gayr-i müslim olması ve 1. Dünya Savaşı sırasında kaçmış olmasıdır. Ülkede sermayedar olmadığı için Teşvik-i Sanayi kanunu işe yaramıyor. 1932’de devlet üretim araçlarının tamamına el koyuyor. 1934’te ise 1. Beş yıllık kalkınma planı ile devletçilik perçinleniyor. Bu dönemde ekonominin kamu vasıtasıyla büyüme performansı gösterdiğini söyleyebiliriz. 

Bu konuyla alakalı benim de kitaplarını okumaktan büyük keyif aldığım, üniversite yıllarımın efsane iktisatçı Korkut Boratav hoca, kitaplarında cumhuriyetin kurulması ile başlayan Türk devriminin, burjuvazisi olmaması nedeniyle hep eksik kaldığından bahseder. Açıkçası yukarıdaki ifadeleri okuyunca siz de bana katılacaksınızdır.

Atatürk, Sümerbank’ın Nazilli/Aydın’da bulunan fabrikasını geziyor. Sümerbank Türkiye’de devletleşme hareketinin temsilidir. 1933 yılında kurulmuş, müteakip süreçte çok sayıda tekstil fabrikası ve bankası ile ülkenin gelişiminde önemli rol oynamıştır. Misyonunu tamamlayan Sümerbank 95′ yılında Garipoğlu şirketler grubuna satılmış, ancak bu şirketin yasa dışı olayları nedeniyle TMSF’ye geçmiş oradan da OYAK’a transfer olmuştur.

Bu dönem aslında ekonomik olarak oldukça da güçlük yaşanan bir dönemdir. Hem Osmanlı’dan kalan borçların ödemesi yapılmış hem de genel olarak Dünya’da bir ekonomik durgunluk yaşanmıştır. 1929 yılında ABD’de dünya tarihinin gördüğü en büyük krizlerden biri olan Büyük Buhran yaşanmıştır.

Şeyh Sait İsyanı:

1925 yılında Kürt ve Zaza aşiretlerinin merkezi yönetime isyanı neticesinde çıkmıştır. Döneminin adıyla Genç Hadisesi de denir. Bu aşiretler Diyarbakır Dicle’de jandarma ile çatışmaya giriyorlar ve kıvılcım ateşleniyor. Şeyh Said dönemin Genç Vilayetinin valisini ve diğer görevlilerini esir alıyor. Halkı da dini İslam adına ayaklanmaya çağırıyor. Devlet ayaklanmanın yayılması üzerine sıkıyönetim ilan ediyor. Bu arada ayaklanan sadece Şeyh Sait değil. Başka birçok kolu var ayaklanmanın. Ancak sadece Şeyh Sait kolunun 10.000 kişiden oluştuğu biliniyor. Cumhurbaşkanı Atatürk hemen mevcut başbakan Ali Fethi Bey’i görevden alıp İsmet İnönü’yü Başbakan olarak atanıyor. Akabinde İstiklal Mahkemeleri de kuruldu. Ordu isyancıların üstüne salınıp isyan bastırıldı ve 47 kişi asıldı.

Palu/Elazığ nüfusuna kayıtlı Şeyh Sait esasen Nakşibendi şeyhlerindedir(postnişin).

Dersim İsyanı: 

Günümüz Tunceli, Erzincan, Elazığ, Sivas, Malatya ve Bingöl civarında 1937-38 yıllarında oluşan bir isyandır. Seyit Rıza’nın başını çektiği isyan hareketi Dersim’in adının Tunceli olarak değiştirilmesi ile başlamıştır. Süreç hızlıca etrafa da yayılmış nihai olarak ciddi bir askeri operasyon ile isyan bastırılmıştır. Seyit Rıza ve benzeri 6 isyancı idam edilmiştir.  

İsyan sürecinde yaklaşık 10.000 nüfusun azaldığı, bir o kadar da batı Anadolu’ya sürgün edildiği kayıtlara geçmiştir. 

Yorgun Savaşçı ve 2. Dünya Savaşı (1938-1950)

İsmet İnönü dönemi olarak nitelendirebileceğimiz bir dönemdir. Bu dönemde en büyük gaye ülkeyi savaştan uzak tutmaktır.  1939-1945 arasında yaşanan 2. Dünya Savaşı bu dönemdeki en büyük meseledir. Türk hükümeti de bu dönemde ülkenin savaşa çekilmesi olasılığına istinaden stok tutma politikası izlemiş, kamu eliyle birçok ürün toplanmış, hatta stoklarda çürüyen buğdayların bulunduğu iddia edilmiştir.

Genç nüfus savaş olasılığı ile askere alınmış, bu durum üretimi düşürmüş, karaborsacılık ve stokçuluk patlamıştır.  Aynı dönemde ek olarak köy enstitüleri politikası da izlenmiştir. Bu dönemin önemli gelişmelerinden biri Atatürk öldükten sonra 1939 yılında Hatay’ın referandumla yurda katılmasıdır.

Fransız işgalini müteakip 2 Eylül 1938’de kurulan Hatay Devleti, kendi meclisinin aldığı karar ile 29 Haziran 1939’da Türkiye Cumhuriyeti devletine katılmıştır.

Liberalizm Damarlarımızda Geziniyor (1950-1960:)

Türkiye Cumhuriyetinin ilk çok partili dönemidir. 1950 seçimlerinde Demokrat Parti, iktidarı CHP’den almıştır. Esasında Adnan Menderes ve taifesi CHP içinden ayrılarak yeni parti kurmuştur. DP o güne kadar devletçilik politikası izlenen ekonomi modelinden liberalizme geçince piyasalarda ciddi bir rahatlama yaşanmış ve ithalatın kısmen serbest bırakılması ve yurt ışından ithal edilen lüks mallarla refahın arttığı düşünülmüştür.

Yine İsmet İnönü’lü CHP iktidarına göre daha özgürlükçü bir tavra sahip olan Adnan Menderes, ezanın Arapça okunmasını serbest bırakıp dini program yasaklarını kaldırmıştır. 1950 yılında iktidara gelmesini müteakip Kore’ye de asker gönderilince, Türkiye için NATO’ya girişin yolu açılıyor. (1952)

İlk Darbe ve Sol Eğilimlerin Yükselişi (1960’lı Yıllar)

27 Mayıs 1960’da ise Türkiye’nin ilk darbesi yaşanıyor. Darbe emir komuta zinciri kapsamında değil, mevcut gidişattan rahatsız olan bir grup düşük rütbeli askerin planları ile yapılmıştır. Bu tarihten sonra Cemal Gürsel’in idaresinde (emekli Orgeneral) Milli Birlik Komitesi yönetimi devralıyor. Darbeyi yapan düşük rütbeli subaylar önce askeri anlamda kritik olan yerleri ele geçirmiş, buradan elde edilen mühimmat ve askeri güç ile TSK üst rütbesi indirilmiş, akabinde hükümet elemanları ve yargı organlarına el konulmuştur. Darbenin içindeki subaylardan birisi de Alparslan Türkeş’tir. Hatta radyoda darbe bildirisini okuyan kişi bizzat Alparslan Türkeş’tir.

Alparslan Türkeş darbe bildirisini, halka radyodan bildirirken. Yer: TRT Ankara Radyosu, Tarih: 27 Mayıs 1960, Saat: 05:37 suları

DP hükümeti yöneticileri Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan, Adnan Menderes ise 1961 yılında idam edilmiştir. 

Bir halk efsanesi olan ve bence halen ülkemizde takıntı seviyesindeki yerli araba tutkusunun müsebbibi Devrim arabaları süreci, MBK tarafından yönetilmiş ve üretilmiş bir projedir. Bunun dışında bu dönemde Anayasa değiştirilmiş, yenilenen anayasa da özellikle işçi hakları öne çekilmiş ve Türkiye’nin en demokratik ana yasası diyebileceğimiz bir anayasa yapılmıştır. Bu anayasanın askeri darbe sonrası hazırlanmış olması ise ayrı bir ironi içermektedir.

Darbeyi müteakip 1961’de seçim yapılmış, DP’nin devamı niteliğinde olan Adalet Partisi %35 oy almıştır. 1964 yılında Adalet Partisinin başkanlığına ise Süleyman Demirel gelmiştir.

Solun Koalisyonla İktidara Gelişi (1970’li Yıllar )

Süreç bu şekilde devam ederken ve Türkiye koalisyon hükümetleri ile yönetilirken 12 Mart 1971 yılında TSK hükümete muhtıra vermiştir. Bu süreçte 1972 yılında CHP kurultayı yapılmış ve ortanın solu politikası olarak nitelendirilen ılımlı- işçi yanlısı Ecevit, parti içi savaşı kazanarak partinin başına gelmiştir.

1960’lı yıllarda Latin Amerika’dan kaynaklanan sol eğilim ve öğrenci hareketleri kapsamında Türkiye Halkın Kurtuluş Ordusu kurucusu Deniz Gezmiş marjinal eylemleri nedeniyle 12 Mart muhtırasının da etkisiyle 1972’de idam edilmiştir. 

1974’te Ecevit, CHP-MSP koalisyonunda başbakanlık görevini yürütmüş, o dönemde Erbakan’la birlikte Kıbrıs barış harekâtını oy birliği ile başlatmış ve operasyonu başarı ile tamamlamıştır.

Kıbrıs Barış Harekatından sonra 1975 yılında ABD Türkiye’ye ambargo uygulamıştır. CHP ile özdeşleşen tüp sırası v.b. hususların sebebi bu dönemde uygulanan ambargoların neticesidir.

Zaman içerisinde bu hükümet dağılınca Süleyman Demirel’in başbakanlığını yaptığı MC hükümeti göreve gelmiş, AP, MSP, MHP CGP koalisyonu oluşturulmuştur. 1979’daki 2. Seçimde Ecevit başarısız olunca görevden çekilmiş ve 2. MC hükümeti tekrar iktidarı devralmıştır. (MSP ve MHP)

12 Eylül1980’de ise artan sokak olayları nedeniyle 2. MC hükümetine Kenan Evren tarafından darbe yapılmıştır.

Kıbrıs Barış Harekâtı

1960 ‘da Kıbrıs’ta Türk ve Rum tarafı ortaklığıyla bir Kıbrıs cumhuriyeti kurulmuştur. Ancak bu durum çekişmeler nedeniyle devamlılığını koruyamamıştır. 1974’te yunan cuntası Kıbrıs’a darbe yapınca garantör lan Türkiye’nin sabrı tükenmiş ve Ayşe Tatile Çıkmıştır. (Kıbrıs’a Türkiye’nin garantör olduğuna ilişkin maddeyi de Menderes koydurtmuştur, bunu atlamayalım.)

İkinci Darbe ve Liberalizme Geri Dönüş (1980’li Yıllar)

Türkiye’nin 1980’li yıllara hızlı girişi 24 Ocak kararları ile başlar. Dönemin 12 Eylül 1980 darbesi ile hükümetten indirilen Başbakanı Süleyman Demirel, Başbakanlık Müsteşarı Turgut Özal’a 24 Ocak kararlarını aldırtır. Bu karar Türkiye’yi tek taraflı uluslararası sermayeye açmıştır. Tek taraflı dememizin sebebi ülkede ihracat yapan firmanın olmaması ve yalnızca ithalat yapılmasıdır. 

12 Eylülde de darbe olmuştur. Darbe Kenan Evren tarafından yönetilen TSK tarafından organize ve topyekûn şekilde yapılmıştır. Darbenin Süleyman Demirel hükümetine karşı mı yoksa Ecevit ile güçlenen sola karşı mı yapıldığı, ABD’nin bizim çocuklar işi bitirdi mesajı neticesinde aslında kafamızda netleşmektedir. 

Dönemin Genel Kurmay Başkanı Kenan Evren, darbeye sebep olan sokak olayları nedeniyle oldukça sert tedbirler almış, dönem içerisinde ciddi işkenceler yaşanmış, idamlar olmuştur. İdam kararlarını imzalayan Kenan Evren bu imzaları için elim dahi titremedi demiştir.

1982’de yeni anayasa halkoyuna sunulmuş, %91 oyla kabul edilmiştir. 6 Kasım 1983’te seçimler yapılacağı belirtilmiştir. Seçimlere ANAP, halkçı parti ve milliyetçi demokrasi partisi katıldı. Kenan Evren MDP’yi işaret edince halk ANAP’a yüklenmiş ve Turgut Özal’lı ANAP’ı iktidara getirmiştir.

Büyük bir kısmı liberalizmin yerleşmesi ile geçen ANAP döneminde dikkat çeken önemli hikâyelerden biri de Kemal Sunal’ın filmlerine Banker Bilo tiplemesi ile konu olan Bankerler skandalıdır. Bunu ayrı bir yazıda inceleyeceğiz. 

1987 genel seçimlerinde ise ANAP %36 oy almıştır. 89’ da ise Turgut Özal Cumhurbaşkanı olmuştur. 

Arayışlar, Terör Sorunu ve Ekonomik Sorunlar (1990’lı Yıllar)

Türkiye süreç içerisindeki çalkantılı hikayesine devam ederken yapılan 1991 seçiminde Süleyman Demirel’li DYP en çok oyu almıştır. 92’de ise Deniz Baykal CHP’yi tekrar açmıştır. 93’te Özal vefat edince ve Süleyman Demirel Cumhurbaşkanı olmuştur.

DYP Genel başkanlığına ise Tansu Çiller seçilmiş ve Türkiye’nin ilk kadın Başbakanı olma namzetine erişmiştir. 95’ yılında bir seçim daha yapılıyor ve CHP %10 alarak TBMM’ye girerken RP %21 alarak ANAP ve DYP ile koalisyon kurmuştur.

28 Şubat (post modern darbe)

97’ yılında MGK toplantısında köktendinci faaliyetlere ilişkin MİT raporu ele alınmıştır. Bu yüzden sivil muhtıra denmiştir bu MGK toplantısına. Bu toplantı üzerine dönemin Başbakanı olan Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel’e istifasını sunuyor. Demirel ise bu kararı kabul edip hükümet kurma görevini Mesut Yılmaz’a veriyor. 97’de imam hatip liseleri 28 Şubat kararları nedeniyle kapatılıyor. 

Yine bu tarihlerde önemli hususlardan biri 99’ Depremi yaşanmasıdır. 

17 Ağustos 1999 depremi sonucunda Avcılar/İstanbul’dan bir görüntü. Deprem sonucunda resmi kayıtlara göre 18 bin kişi hayatını kaybetmiştir. Gayri resmi iddialara göre ise vefat edenlerin sayısı 50 bindir. Marmara bölgesinde bulunan deprem fay hattı ortalama 30 senede bir faaliyete geçtiği geçmiş 4 depremde görüldüğünden büyük İstanbul depremi olarak beklenen felaketin 2029-2030 civarı yaşanacağı öngörülmektedir.

Bir diğer önemli gelişme ise 1970’lerde örgütlenmeye başlayan 1984’te dağ kadrosunu oluşturup paramiliter yapıya geçen terör örgütü sorununun 90’lı yılların başından itibaren iyice başa bela hale gelmesidir. Ancak süreç çok uzun sürmemiş 1999’da Abdullah Öcalan Kenya da uluslararası bir operasyonla teslim alınmıştır.

Hem 99′ krizinin etkisi, hem de 1998 yılında Asya’da başlayan krizin Rusya’ya sıçraması, bulaşıcılık etkisi yüksek olan bu krizin komşu Rusya’dan Türkiye’ye sıçraması ile 2001 krizi yaşanmıştır. Bu tarihten sonra ise Türk siyasi tarihinde yukarda bahsettiğim süreçte ciddi yeri olan DSP, ANAP ve MHP gibi partileri saf dışı eden AKP iktidara gelmiştir. Halen içinde bulunduğumuz bu dönemde AKP’nin liberal politikalar izlemeye devam ettiğini görmekteyiz. Bu dönem halihazırda yaşanmakta olduğundan dönem üzerine bir yorum yapmak doğru olmayacaktır.

Türkiye’nin Siyasi Tarihi başlıklı yazımı beğendiyseniz Devlet Meselesi ve Ekonomi Yönetimi adlı yazılarımı da okumanızı tavsiye ederim.

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu