Politika

Karabağ Savaşı : Azerbaycan – Ermenistan Savaşına Türkiye’den Bakış

Bu yazıda konumuz Azerbaycan ile Ermenistan arasında yaşanan Karabağ Savaşı. Yazı biraz özet nispetinde olacak. Aslında şahsi kanaatim dağlık karabağ sorununun Rusya-Türkiye arasındaki bölgesel bir çekişmeden hasıl olduğu. Ancak biraz detay verip son durum haritaları vasıtasıyla durumu izah etmeye çalışacağız.

azerbaycan
Turuncu bölge dağlık karabağ. Nahçıvan’a dikkat.Azerbaycan ile Türkiye’nin tek bağlantı noktası.

Azerbaycan Dağlık Karabağ Sorununun Başlangıcı

Aslında süreç için Azerbaycan ile Ermenistan arasında 1980’lere kadar uzanan bir savaş hali diyebiliriz. Azerbaycan’ın Güney Batısında kalan coğrafi bölgede Ermeni kökenlilerin fazla olması ve bunu dayanak alan grupların, Ermenistan devletinin gazlaması ile Azerbaycan devletine başkaldırması şeklinde açıklayabiliriz durumu.

Bölgenin tam adı Nagorno-Karabağ olarak uluslararası basında geçmektedir ve dağlık karabağ bölgesi Azerbaycan topraklarının yaklaşık %20’sini oluşturan, tıpkı adından da anlaşılabileceği üzere oldukça dağlık bir alandır.

Süreç 1980’lerde başlamıştır diyoruz ancak bazılarınızın aklına takılacaktır. Efenim zaten bunlar o tarihlerde SSCB üyesi değilmiydi diye. Öyleydi tabi ama Karabağ bölgesi (o dönemlerde Karabağ Oblastı diye de geçer) normalde Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyetine bağlı idi. Ancak Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti burada yaşayan nüfusun ağırlıklı olarak Ermeni olmasından hareket ederek bizim Sovyet sosyalist cumhuriyetimize bağlansın demiştir ve savaşı başlatmıştır.

Azerbaycan ise kendisini Hazar denizine hapsetmek isteyen Ermenistan’ın bu Rus güdümlü hedefine ulaşmasını engellemeye çalışmaktadır. Çünkü bu bölgede alan hakimiyetini kaybetmek göz bebeği Nahçıvan’ın da araya kaynatılması anlamına gelir.

SSCB’nin Dağılması

Bu çatışma ve savaş hali Sovyetler Birliğinin dağıldığı 1991 yılına kadar devam etmiştir. Soveyetler birliği dağılırken buraları boş bırakmamış, buradaki ermeni milislerini dağılmadan evvel silahlandırmıştır.

Sovyetler birliği dağıldıktan sonra silahlandırılan Ermeni milisler başta Hocalı katliamı olmak üzere bir çok katliam gerçekleştirmiştir. Bunun üzerine olay tamamen savaş haline dönüşmüş, Azerbaycan’da olanca askeri gücü ile Ermenilere topraklarını vermemek adına çatışmıştır.

azerbaycan-son-durum

1992 yılında Ermeni kuvvetleri Nahçıvan’a ilerlemeye başlayınca dönemin başbakanı Tansu Çiller ciddi bir ordu kuvvetini Ermenistan sınırına kaydırmıştır ki bu durum Ermenilerin ilerlemesini durdurmuş ve  Sonra sorunun çözümü Minsk grubuna bırakılmıştır. Minsk grubu üyesi ülkeler Fransa, ABD ve Rusya’dır. Zaten bu üçlünün anlaşmaya varması imkansız olduğundan süreç kendi kendine tıkanmıştır.

Mevcut yani 2020 yılı savaşı başlamadan evvel Azerbaycan ordusunun özgürleştirmeye çalıştığı kendi topraklarında Dağlık Karabağ Cumhuriyeti adı altında Ermeni işgalinde bulunan ve bağımsızlığı tanınmamış bir cumhuriyet bulunmaktadır.

Karabağ Savaşı

2020 yılının Temmuz ayının 27. Gününde Ermeniler, işgal altında tuttukları Azerbaycan topraklarında yer alan milis güçleri ile (Karabağ) Azerbaycan’da yaşayan sivilleri öldürdü. Bunun üzerine Azerbaycan henüz topyekün savaş haline girmemiş olsa da yavaş yavaş o sürecin yolunu açtı. Halihazırda Karabağ Savaşı sonlara yaklaştı. Karabağ Savaşı en son durumu yazının sonundaki güncellemelerden takip edebilirsiniz.

azerbaycan-harita

Rusya İle Türkiye Arasındaki Proxy Savaşının Bir Başka Versiyonu Mu?

Efenim burada genel Türk basınının yazdıklarının aksine tamamen kendi görüşlerim olan bir duruma da değinmek isterim. Malumunuz gün geçmiyor ki ülkemizin başı bir belaya daha girmesin. Her bir komşumuzun ayrı ayrı kendi içinde bir problemi, bu komşularımızın her birinin de bizimle ayrı ayrı bir problemi mevcut.

Irak’a ABD’nin girmesi ile başlayan belalı süreç, Gürcistan’da Osetya’nın Ruslar tarafından işgali, Arap Baharı, Suriye’nin dağılması, Suriye’de kamplaşma, Kürt koridoru hedefleri, Kırım’ın Ruslar tarafından ilhakı, Libya’nın karışması, Doğu Akdeniz meseleleri (Kıbrıs olayları, Yunanistan’la atışmalar ve kapışmaları) ve nihayet Azerbaycan da yaşanan Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan askerlerince geri alınmaya çalışılması.

rusya-harita

Ben bütün bunların büyük bir stratejinin parçası olduğunu düşünmekle birlikte yanılıyor da olabilirim ama lütfen bu yazıyı “oyun böyüh yiğenim” yazısı olarak düşünmeyin. Aşağıda yazdıklarımı önce bir okuyun, sonra siz karar verin.

Şimdi Azerbaycan’dan bir nefes uzaklaşalım ve hemen sınırımıza gidelim.

Suriye Meselesi

Arap Baharı hikayesini biliyorsunuz. Çok uzatmayacağım. İşte bu Arap Baharından en fazla darbe yiyen ülkelerden birisi Suriye’dir. Coğrafyayı saran isyan ateşinden sonra, Suriye’de süreç iç savaşa evrilmiş ve ortalık karışmıştır.

Bildiğiniz üzere Suriye’nin karışması ile birlikte Suriye’de birilerini desteklemeyen bir devlet bulmak dünyada zorlaştı. Bu kamplaşma içerisinde bizim de sınır güvenliğimiz ve komşumuz olması münasebetiyle Suriye’de bize coğrafi olarak yakın olan bölgede yer alan yerli halkı (ÖHO’cuları kastediyorum.) örgütleyerek bir Proxy savaşına girdiğimiz görülebilmektedir.

suriye-son-durum

Efenim burada Türk stratejistlerin işinin oldukça zor olduğunu söyleyelim. Çünkü ABD, enerji güvenliği ve kendi menfaatleri gereği Irak’taki petrolü çıkartarak Akdenize ulaşmak için bir Kürt koridoru (Kürt devleti) oluşturmaya çalışmaktadır. Oysa Türkiye yıllarını PKK terör örgütü ile mücadeleye vermiştir ve bunun olmasına müsaade etmesi mümkün değildir. Çünkü o bölgede kurulabilecek bir Kürt devleti içerisinden Türkiye’ye karşı saldırıların sonu gelmeyeceği gibi içerde yer alan Kürt azınlığın da dönem içerisinde o devlete coğrafya da dahil olarak katılmak istemesi durumu ortaya çıkmaktadır.

ABD zaten Proxy olarak doğrudan, yıllardır da Türkiye’yi kontrol altında tutmakta bir araç olarak kullandığı PKK/PYD terör örgütlerini kanatları altına almış ve savaşa buradan dahil olmuştur.

Rusya’nın Suriye Olaylarına Dahli

Rusya ise Suriye’de Akdeniz havzasına inme planları ile birlikte kendi nüfuzu altında devlet toplayarak büyük gelir kaynağı olan enerji üreticilerini kontrol etmeye çalışıyor.

Çin yazımızda ABD’nin yavaş yavaş orta doğu coğrafyasından topuklayarak asya pasifik bölgesine dikkatini kaydırmasının bir zorunluluk olduğunu belirtmiştik. Çünkü Çin gerçekten iktisadi ve nüfuzsal olarak ABD’yi zorlayacak aşamaya geldi. ABD orta doğudan ince ince giderken kendi enerji güvenliğini sağlayacak bir mekanizma kurmaya çalışıyor ama bunu fark eden yani aslanın gücünün zayıfladığını gören Ruslar ortamı pek ABD’ye bırakmaya hevesli değiller.

Özellikle petrol yazımda Rusya’nın gelirlerinin ağırlıklı kısmının enerji fiyatlarına bağlı olduğunu, ABD’nin dönem dönem hem rezerv para niteliğini korumak hem de Rusları zor durumda bırakmak için bu petrol üreten ülkeleri sıkıştırdığını anlatmıştık.

Rusların temel hedefi de başta işgal etmiş olduğu Kırım, yine işgal altında tuttuğu Gürcistan, emri altında bulunan Ermenistan kanalından enerji üreticileri İran,  Irak ve Suriye’ye erişmek. Bu bölgelere coğrafi olarak yakın olup bu ülkeler zıvanadan çıktığında mali yardım karşılığı kurmuş olduğu üsler ile çevreleme politikası kapsamında askeri baskı kurabilmek.

Rusya işte bu çerçevede Suriye’nin halihazırda seçilmiş başkanı olan Beşar Esad, Suriye Hizbullahı ve muhtelif ermeni milisler ile Suriye’de sahada yer alıyor.

Suriye’yi biliyorsunuz zaten halen daha herhangi bir şey rayına oturmuş değil. Orada Proxy savaşları devam ediyor. Yani çatışanlara bakarsanız ÖHO-PKK/PYD-Suriye Askeri/Hizbullah ancak esas çatışanlara bakarsanız Türkiye/ABD/Rusya olarak görebilirsiniz. Güç mücadelesi halen devam ediyor. ABD’nin Kürt koridorunu engelleyen Türkiye halen sahada ve kendi menfaatleri doğrultusunda bir orta yol bulmaya çalışıyor. Ancak bu sorun kolay kolay çözülecek gibi görünmüyor.

Libya Meselesi

Libya’da bildiğiniz üzere Muammer Kaddafi’nin “ben petrolü Euro üzerinden satacağım ülen” deyip Fransızlar ile anlaşmasını müteakip devrik lidere dönüşmesi sanırım 1 ayı bulmamıştır. Rezerv para güçlü bir şey abi. Neyse…

O gün bu gündür Libya dikiş tutmuyor. Türkiye’de her daim olduğu üzere bu çatışmaların bir tarafı. İç politikada “ ya bizim Libya’da ne işimiz var babacım, oralar çok uzak” laflarına karşılık “Doğu Akdeniz’de menfaatlerimiz var, biz Barbaros Hayrettin Paşanın torunlarıyız” lafları sıralana dursun aslında arkadan arkaya ciddi bir Rusya-Türkiye Proxy savaşı izlemekteyiz.

Bilindiği üzere Libya’da hâlihazırda Ulusal Mutabakat Hükümeti (UMH) ve Temsilciler Meclisi bulunuyor. UMH Türkiye ve Katar’ın desteklediği oluşumlar iken TM’yi Rusya, Kaddafi yanlıları, İsrail…. Diye uzayan bir listede ülkelerin desteklediğini görüyoruz.

libya-son-durum

Tabi Proxy savaşına ek olarak muhtelif konularda tarafların menfaatlerini açıklamakta fayda bulunuyor. Rusya’nın bölgede bulunmasını enerji üretimi ile açıklayabiliriz sanırım ki zaten genel olarak enerji yönetimi hususunda ABD’den kaynaklanan boşluğa ilk talibin Rusya olduğunu görmekteyiz.

Türkiye ise doğu akdeniz civarında bir baskınlık oluşturmaya çalışıyor ki son dönemde Kıbrıs konularının alevlendirilmesinin en büyük sebebi bu.

Doğu Akdeniz konusuna “salt enerji çıkacak ordan zengin olcaz voliyi vurduk” şeklinde bakmaktan ziyade Türk diplomatların “bölgede alan hakimiyeti ile ortaya çıkacak enerji nakil hatlarından payımı alayım,çıkayım, yemişim doğal gazını stratejisi” güttüğü daha net görülebiliyor.

Yine UMH ile ilk aşamada karşılıklı olarak yapılan deniz yetki alanları anlaşması bunu gösteriyor. Bunun dışında Suriye’den Rusya ile devam etmekte olan ve kapanmayan hesabımız da güncelliğini koruyor diyebiliriz.

Bölgeyi ABD’nin terk etmesini müteakip Türkiye’nin bölgesel aktör olarak alabildiğini almaya çalıştığı bir süreçten geçiyoruz. Rusya’da bölgenin tek taraflı politize olamayacağını ve illaki uluslararası ilişkiler yapısından dolayı ayrılıklar yaşanabileceğini bildiğinden o da kendi enerji projeksiyonu gereği alan hakimiyeti için elinden geleni yapıyor. Bu hakimiyet Kırım, Osetya, Dağlık Karadağ, İran ile ilişkiler, Suriye ve Iraktaki Kürtler’den tutun Libya’ya kadar devam ediyor.

Suriye ve Libya’dan Azerbaycan a Bakmak

Yazımı Azerbaycanlılar yanlış anlamasın. Meselsem kesinlikle Azerbayan’ın uzun yıllardır devam etmekte olan işgal altındaki topraklarını kurtarma mücadelesini kirletmek/hafife almak değil. Ancak olayın arka planında farklı bir mücadele olduğunu, bu mücadelenin taraflarından birisinin de Türkiye olduğunu belirtelim. En azından vaziyet benim penceremden böyle görünüyor.

Halihazırda Azerbaycan Dağlık Karabağ’da gerçekleşen çarpışmalara bir de bu gözle bakıyorum. Ermenistan sürekli olarak Rusya’dan beslenen, silah satın alan bir ülke. Yine Ermenistan menfaatleri ile Rus menfaatlerinin bir çok anlamda orta noktada buluştuğunu görebilirsiniz. Özellikle haritayı önünüze aldığınızda Rusların baskı altında tuttuğu Gürcistan’ın hemen altında Ermenistan bulunmakta. Yine buradan enerji üretim bölgesi olan orta doğuya gitmek için arada İran sınırını geçmeniz gerekiyor ki bir çok noktadan Rusya ve İran’ın iş birliklerini görebiliyoruz. İran’dan sonrası ise İran’da dahil olmak üzere bir enerji cenneti.

libya-anlasma-harita

Rusların, ABD’nin 2. Dünya savaşından bu güne kendisine uygulamakta olduğu çevreleme politikasını delmeye başladığını görmekteyiz. Kim haklı kim haksız tartışmalarının yanında bu kavgada en az yumruk alıp en fazla alan hakimiyetini elde etmek ülkemizin hedefi olmalıdır. Tabi Dimyat’a pirince giderken evdeki bulgurdan olmamak da gerekiyor. İçinde bulunduğumuz coğrafya maalesef yaşaması ve bedeli çok ağır olan bir coğrafya. Burada herhangi bir kayıp yıllarca biriktirilen kazanımların elden gitmesine sebep olabilir.

Öte yandan çok yazamadım ama Çin dünyadaki ekonomik modeli baştanbaşa değiştirdi. Endüstri 4.0’ın ağırlığını giderek daha fazla hissetmekte olduğumuz bu günlerde bilinmeyen gelecekten fazlaca pay alma çabası ciddi çatışmalara, menfaat temaslarına sebep olabiliyor. Endüstri 4.0 ile birlikte değişmeyecek ihtiyaçlardan birisi enerji ve enerji üreticisi ülkeler hep gözde konumdalar.

Güney Kafkasya ve Enerji

Laf enerjiden açılmışken ve Azerbaycan gibi enerji anlamında kuvvetli bir ülke mevzu bahisken enerjiden bahsetmemek olmaz. Bir çok yazımızda uluslararası ilişkilerde önemli belirleyicinin enerji tedariki ve enerji tedariki yapılan yerlerin nüfuz altına alınması/güvenliğinin sağlanması olduğunu söylemiştik.

İşte şu aralar başı belada olan Dağlık Karabağ’ın coğrafi konumuna baktığınızda Güney Kafkasya’nın batıya geçiş noktası olan coğrafyanın göbeğinde olduğunu görürsünüz.

Resimde Bakü Tiflis Ceyhan petrol nakil boru hattını ve Baki Tiflis Erzurum doğalgaz nakil hattını görmektesiniz.

Bildiğiniz üzere Avrupa ve Batı sürekli olarak bir canavar gibi enerji tüketirler. Bunlar hem iktisadi hem de halkın yaşamı içindir. İşte bu enerjiyi muhtelif yollar ile doğudan tedarik eder batı devletleri. Türkiye’yi Türkiye yapan şeylerden birisi ise bu doğudan batıya enerji geçiş noktasının tam geçiş yerinde olmasıdır. Haliyle yaklaşık 83 mio nüfusu olduğunu da düşünürseniz. maliyeti düşürmek için Türkiye olmadan nakil hattı projesine pek girişmek istemez devletler.

Hem BTC boru hattında hem TANAP’ta -ki Tanap doğal gaz olması nedeniyle daha esaslı bir projedir-hatların geçtiği coğrafyayı incelediğimizde neden Azerbaycan sınırları dahilinde bir sıkıntı olduğunu görebilirsiniz.

Tabi bu bilgilerin üstüne şunu da eklemek gerekiyor. Türkiye bildiğiniz üzere enerji konusunda fakir oğlu fakir bir ülke. Sürekli dışarıdan alıyoruz bu mereti. Enerji ihtiyacımızın ağırlıklı kısmını Rusya’dan temin ediyoruz. Ancak son dönemlerde bir değişiklik yaşandı. Önce LNG (liquid natural gas) kullanmaya başladık. Daha sonra Azerbaycan ile olan doğal gaz hacmimizi arttırdık. Ve işin kritik boyutu: 2021 yılında Rusya ile olan doğal gaz sözleşmesi yenileme vaktimiz geliyor. Batının Rusya’ya olan bağlılığını da düşündüğümüzde Rusya’nın sağının solunun oynamaması bana şaşırtıcı geliyor açıkçası. Herkes masaya oturmadan önce kuvvetli olmak istiyor. İlerleyen günler muhtelif mevzulara gebe görünüyor.

Resimde Tanap (trans anadolu projesi) görmektesiniz. Avrupa’nın Rusya ile didişmesi halinde ikinci bir alternatif olarak tuttuğu doğal gaz hattı burasıdır. Avrupalılar akıllı adamlar.

ABD’nin niye Ortadoğu coğrafyasını terk ettiğini /terk etmek zorunda kaldığı ise başka bir yazımızın konusu. Buraya girersek mevzu gereksiz uzayacak çünkü. Ülkemiz ve Azerbaycan adına her anlamda kazancın yaşandığı bir dönem temenni ederek yazımı sonlandırıyorum. Esen kalınız.

Azerbaycan Son Durum (Güncelleme: 20.11.20′)

Efenim çatışmalar devam ediyor malumunu ancak muhtelif gelişmeler oldu. Tespitlerimizi bırakalım. Süreç içerisinde Azerbaycan Karabağ’da ciddi ilerleme kaydetti, akabinde Ermenistan-Rusya- Azerbaycan arasında bir anlaşma akdedildi. Bu anlaşmalar ile Azerbaycan’ın aldığı topraklar üzerinde Rusya ve Türkiye birlikte asker gezdirerek asayişi sağlayacak geçici olarak. Ancak şunu belirtmek zorundayım. Eğer Ermeni ya da Azerbaycanlılar tarafından geri çekilme süreci suistimal edilir ve tekrar bir savaş ya da çatışma doğarsa Türk askerleri buna müdahale edemezken Rus askerler araya girerek çatışmayı sonlandırabilecek.

Bunun sebebi orada mevcut bulunan Ermenilerin sağ salim yaşıyor olduğunu görmek. Ayrıca Ermenistan halihazırda işgal altında bulundurduğu bütün Azerbaycan topraklarından belirli bir tarihe kadar çekilmek zorunda. Yine Azerbaycan bölgede yaşayan Ermenilerin isterse bölgede kalabileceklerini, istemezler ise de Ermenistana serbestçe geçebileceklerini belirtti.

Karabağ Savaşı İle Türkiye’nin Kazanımı

Efenim karabağ savaşı eğer sonradan bir sorun çıkmazsa (çıkacağını pek düşünmüyorum açıkçası oldukça önemli. Burada Türkiye’nin ciddi kazanımları oldu. Neler oldu bir bakalım.

Bir kere Karabağ savaşı sonucunda Türkiye -Rusya kapışmasında bizim taraf bir tane gol çaktı Rusyaya. Ama tabi Rusya’dan yanıt gecikmedi hemen gitti Sudan’a askeri üs açtı.

Karabağ savaşı neticesinde işin en önemli kısmı yukarıdaki haritalardan da görebileceğiniz üzere Türkiye- Orta Asya karasal hattı resmen açılmış oldu. Burada enerji nakil hatları ile ilgili proje gelecektir diye düşünüyorum. Çünkü Azerbaycan’da Rusya boyunduruğundan kurtulmaya çalışan bir ülke. Türkiye ile karasal sınırının olmaması bu durumu engelliyordu ancak artık Karabağ savaşı sonrasında Nahcıvan’a erişen Azerbaycan sınırları ortak kapı haline geldi. Bakalım zaman ne getirecek.

Bu yazı hoşunuza gittiyse muhakkak Uluslararası İlişkiler Anlama Kılavuzu yazımı okuyunuz.

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu