Finansal Skandallar

Tyco Skandalı

Cümleten selamlar. Bu gün yine bir finansal skandalı inceleyip yine itlik ve uğursuzluğu temaşa edeceğiz. Konumuz 2002’li yıllarda yaşanan tyco skandalı meselesi. Keyifli okumalar.

Şirketi Tanıyalım

Tyco şirketi aslında oldukça köklü bir geçmişe sahip.Şirket 1960 senesinde İrlanda’nın Cork şehrinde kurulmuş, güvenlik sistemleri dediğimiz hem ticari hem de şahıslara hizmet veren kartlı giriş sistemleri, video kayıt sistemleri kurulumunu yapan bir şirket. Şu sıralarda bulut depolama hizmetleri ve bu hizmetlerin güvenliğine odaklanmışlar.

1960 ve 1970’ler aralığında hızlı bir birleşme ve yayılma politikası izleyen şirket, 1980’lerde bu büyüklüğü yönetmeye çabalamış.Organizasyon işlerini tamamladıktan sonra ise büyüme ve birleşme politikalarına devam etmiş.

1992 yılında tüm şirkete CEO olarak Denniz Kozlowski atanmış. Kozlowskinin gelişiyle şirket tıpkı parmalat gibi kontrolsüz bir büyüme sürecine girmiş. Kozlowski geldikten sonra toplamda 3.000 civarı farklı şirket, satın alma ve birleşme yoluyla edinilmiş.

Tyco Skandalı

Şirkette her şey güllük gülistanlık giderken, en azından yönetim kademesi bunu böyle bilirken CEO Kozlowski ve CFO Swartz, muhtelif yöntemlerle şirketin 150 mio Dolarını ceplemiş.

Bunu ilk fark eden şirket yönetimi ve 2002 yılında Kozlowskiyi görevinden azledip dava açmışlar.

Aslında süreç Enron ve Worldcom gibi iki skandalın birbiri ardına patlak vermesiyle başlamış. O zamanlarda hem bağımsız denetim firmalarının işlerini düzgün yapmaması hem de şirket yöneticilerinin kendi şirketlerini sömürmesi popülermiş.

2004 yılında sonuçlanan davada hem kozlowski hem de swartz yönetim kurulunun hepsinin yapmış oldukları harcamalardan haberdar olduklarını ve bunların hepsine onay verdiklerini iddia etsede mahkeme bunları dinlememiş. Daha doğrusu onaylara ve haberdar olduklarına ilişkin hiçbir kayda erişilememiş.

Olaylı Yargılama Süreci

Tabi mahkeme jürisinden Jordan soyisimli bir jüri üyesi ile Kozlowski arasında kaş göz hareketleri dikkat çekmiştir. Bu süreçte “herkes noluya lan yürüyo mu bu jüriye” filan derken bir basın mensubu, jürinin, kozlowski’ye doğru bizim “top musun olm sen” hareketi manasındaki hareketi yaptığını görmüştür. Bunu da fotoğraflayıp bir güzel basına servis etmiştir. Tabi bu yurt dışında “mükemmel, iyi gidiyor” anlamında bir hareket olduğundan ortalık karışsa da kozlowski ve ekibinin ceza almış olması dedikoduları engellemiştir. Kim bilir belki de adam mahkemede son bir heycan yaşamak istedi. Ha bu arada jüri üyesi hanım abla bu hareketin basına yansımasından sonra ciddi tehditler almış, bu tehditlere dayanamayıp jüri üyeliğinden istifa etmiştir.

Bu medyatik durum üzerine görülmekte olan dava düşürülmüş, yeni jüri ekibiyle yeni bir yargılama yapılmıştır.

2005 senesinde dava sonuçlanmış ve kozlowski ile swartz 8 ila 25 sene arasında hapis cezasına mahkum edilmiştir. Tyco şirketi ise 2,9 milyar dolar ödeyerek davacı hissedarlar ile anlaşma yoluna gitmiştir.

Kozlowski ise 2014 senesinde şartlı tahliye edilmiştir.

Kozlowski görülen davalarda 81 milyon dolar kendine bonus adı altında ödeme alması nedeniyle bir yargılanmış, bu da yetmemiş 14,7 milyon dolar sanat eserleri alması nedeniyle ayrıca yargılanmış (bu sanat eserleri meselesine değineceğim ekstra), Frank Walsh adlı şahısa 20 mio USD yatırım bankacılığı ödemesi yapması nedeniyle bir kez daha yargılanmıştır. Doyamıyorum yargılanmalara…

Her ne kadar dava 150 mio USD ile açılmışsa da işin detaylarına girdikçe kozlowskinin zıvanadan çıktığı görülmüştür. Her türlü harcamanın onay yetkisini ve maaş belirleme yetkisini elinde bulunduran bu arkadaş, şirket kanalıyla takriben 500 mio USD’ye yakın bir kaynağı maaşının dışında, muhtelif ödemeler altında kendi üstüne geçirmiştir. Ancak her ne kadar şirketin iddiası 500 mio usd olsa da mahkeme kozlowski ve swartzın şirkete 134 mio usd ödemesine hükmetmiştir.

Neler Dönmüş Serhat Ya!

Kozlowski tyco skandalı na ilişkin mahkemeye verdiği savunmasında “tamam birader biraz harcamanın ayarını kaçırmış olabilirim, e biraz da maaşı fazla almış olabilirim, tamam tamam bonuslarda da kendime doğru biraz ipin ucunu kaçırmışım, ancak bu durum şirketi soyduğum ve hissedarları zarara uğrattığım anlamına gelmez. Hiçbir fiilde şirketi zarara uğratmak kastım yoktu, hiçbir şey saklamadım, gizlemedim, savcılar tüm bilgileri direk şirketten aldı, kayıtlar hiçbir şekilde tahrif edilmedi” diyor.  Tabi bu ilk ifadesi. Sonra ikinci ifadesinde “çok pişmanım, lütfen, yapmayın etmeyin” diyor.

Yapılan incelemelere göre kozlowski’nin şirket finansal raporlarına yani gelir tablosuna yansımayan bir çok finansal işlemi olmuş. Yani şirket kasasından işlem yapılmış ancak muhasebe kayıtlarına bu yansımamış. Tabi bunu kapatmak için diğer çalışanlardan yardım da almış. Bunların başında ise CFO swartz geliyormuş. Muhtemelen onu da mamaladı.

Kozlowski sadece harcamalara doymamış hanıma da şirketten birçok kez doğrudan para göndermiş ve bu paraların niye gönderildiğine ilişkin ne bir fatura ne de bir kayıt varmış.

Yine bir yönetim kurulu üyesi şirket kaynaklarından kozlowskinin kendisine bir malikane aldığını biliyor olsa dahi bu duruma göz yummuş. Tabi bu arkadaş bu göz yummasının karşılığını diğer yönetim kurulu üyelerine ödenmeyen muhtelif yöntemler ile almış.

Kozlowski aslında bu süreçte paso eşine çalışmış. Şirket kaynaklarından temsil gideri gösterilerek (lan bu nasıl temsil) eşine lüks bir doğum günü partisi düzenlemiş bu arkadaş.

Bağımsız Denetim Uyuma, Hissedara Sahip Çık

Bu olaylarda yine bir denetçi olarak soruyorum. Ulan bağımsız denetçiler, ki bu arkadaşlar Price and Watercoopers’da çalışanlar: oğlum siz nasıl denetim yapıyorsunuz lan ? Şirketin harcamalarının yarısından çoğunda ne belge var, hadi belge olsun büyük bir kısmı uydurma, ulan benim gibi iç denetçi de değilsiniz ki iş sürecine vs. bakacaksınız, bildiğin tek görevin finansal kayıtların doğruluğu. Nasıl oldu da atladın, bu harcamaları nasıl görmedin.

Bir de yukarda bahsetmedim ama bu kozlowski adlı arkadaş, vergi kaçırmak için, sanat eseri diye bir güzel boş boş kasaları almış (muhtemelen modern sanat eseri diyerek halen yutturabilir denetçilere ehehehehhe) bunları şirket merkezine koymuş, dünyanın da parasını ödemiş bu kasalara, o kasaların parasını ödediği şirkete bir dönüp bakmak lazım. Daha doğrusu o dönemki bağımsız denetçilerin bakması lazımdı ama bakmamışlar.

İşte biz buna denetim aleminde uyuyan müfettiş diyoruz.

Yönetim Kurulu, Denetim Komitesi ve Hile Üçgeni Meselesi

Bu platformda hile üçgenini ve şirketlerin iç denetimlerinin nasıl olması gerektiğini inceledik. Ancak tekrar tekrar ve tekrar görüyoruz ki eğer şirketinizde iç denetçilere yeterince yetki vermezseniz bu durum hile üçgeninin fırsat bacağının ortaya çıkmasına sebep oluyor.

Çünkü görülüyor ki CEO ya da CFO dediğiniz adamlar bile yeri geldiğinde şirket kaynaklarını usulsüzce kullanmaktan çekinmiyor. Bir yazımda akıllı genel müdürün giderleri denetlemesi gerektiğini söylemiştim. Daha akıllısının ise gider yönetimine ilişkin optimum sistemi kurması gerektiğini söylemiştim. İşte bunun çerçevesini çizecek olan yönetim kurulu bu hissiyatı denetimciler aracılığıyla hem genel müdüre hem çalışanlara vermelidir. Ayrıca bağımsız denetçilere güvenilmeyeceği bu tarihlerde bir kez daha ortaya çıkarılmıştır.

Bu Bilgiyi Yatırımlarımda Nasıl Değerlendirmeliyim

Abi istediği kadar bir şirket dış denetim carta curta tabi olsun yapmak isteyen usulsüzlüğü bir şekilde becerip yapıyor.

Borsada yatırım yaptığınız şirketlerin yönetim kurulu üyelerinin daha önce alengirli işlere karışıp karışmadığı, yönetim kurulunun atadığı genel müdürün durumunj v.b. bunların hepsini detaylıca incelemelisiniz .

Tyco skandalı yazımızın sonuna geldik efenim. Esen kalın.

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu