Finansal Skandallar

İran Bankacılık Skandalı

Efenim cümleten selamlar. İran bankacılık skandalı konusuna girmeden yılmaz takipçilerime küçük bir beyanım olacak. Uzun süredir yazı yazamıyorum. Bir çok takipçimiz hem twitterdan hem de e-posta adresimden ulaşarak “reyiz parayı vurdun yazmayı bıraktın” filan diyor. Arkadaşlar öncelikle söyleyim parayı filan vurmadım, vursam da yazmaya devam edeceğim çünkü burası benim en büyük hobim. Çok keyif alıyorum buraya bir şeyler karalamaktan. Sadece yoğunluk vardı diyelim.Sizleri de çok seviyorum.

Gelelim bu günkü konumuza. Konumuz iran bankacılık skandalı. Aslında İran’da bankacılık skandalı sayısı fazla. Ancak bugünkü konumuz 2011 senesinde yaşanan ve takriben 7 bankanın da (kamu ve özel sektör bankaları dahil) tokatlandığı, İran bankacılık tarihinin en büyük zimmet hadisesi. Buyrun başlayalım. İran hakkında merak ettikleriniz varsa da İran yazımızdan detaylı okuma yapabilirler merak edenler.

İran Bankacılık Skandalı

Efenim hadise İran’ın en büyük ticari bankası olan Bank Melli’de fark ediliyor ilk olarak. Aria Yatırım A.Ş. diye bir şirket var. Bu şirket üzerinden gerçekleşecek her şey. Şirketi kuran eleman Mahafarid Amir Khosravi. Bu abi de ordudan gelme, İran da başta sığır çiftçiliği yapan bir iş adamı.

Bu abi önce şirketi kuruyor 2003’lü yıllarda. Şirket rutin bir şekilde faaliyet gösteriyor başlangıç aşamasında. Yani her şey yasal. Tabi işler büyüyünce kredi ihtiyacı artıyor. Haliyle oyun kurucu devletin firmaları da dönem dönem özelleştirme kapsamında ihaleler ile satılıyor. Bizim Khosravi reis hem şirketinin kredi ihtiyaçlarını finanse etmek hem de devletin malı deniz felsefesinden hareketle kamunun şirketlerine sulanmak için muhtelif yollara başvuruyor.

Nakit Olmayan Kredileri Anlamak

Zimmet meselesine dalmadan evvel bir mevzuyu izah edeyim. Şimdi bankacılıkta ticari krediler olarak adlandırılan krediler iki temel başlık altında incelenir. Bunlardan birisi nakit krediler bir tanesi de nakit olmayan krediler şeklindedir. Banka eğer krediyi kullandırır kullandırmaz sizin hesabınıza parayı geçiyorsa buna nakit krediler denir. Eğer banka krediyi kullandırdığınızda hesabınıza nakit para geçmiyor, bir şeyi taahhüt ediyor ya da garanti ediyorsa buna nakit olmayan kredi ya da bankacılık jargonuyla yazacaksak gayrinakit kredi denir.

Bunlara örnek olarak çek yaprağı verilmesi, teminat mektubu verilmesi ya da teminat mektubunun dış ticarete konu olan bir versiyonu olan akreditif (ecnebi ortamlarda letter of credit denir) verebiliriz.

Bankacılıkta nakit kredilere bakış ile nakit olmayan kredilere bakış aynı değildir. Bunun sebebi hem nakit olmayan kredilerin getirisinin oldukça düşük olması, hem girilen riskin o an gerçekleşmemesi ve özellikle bilançoya odaklanmış olan ceo lara bir kazanç getirmemesidir. Çünkü nakit olmayan krediler bilançoda yazar, ama nazım hesaplarda yazar. Yani aktifi büyütmez. Bu da atılgan CEO ların canını sıkar.

İşte bu sebeplerle nakit kredilere uygulanan teminat yapısı ile nakit olmayan kredilere uygulanan teminat yapısı aynı değildir.

Bankalarda ticari krediler genelde şöyle işler: firma bulunur, değerlendirilir ve bir not tespit edilir, değerlendirmeye göre müşteriye bir limit verilir, limit ikiye ayrılır nakit ve gayri nakit olarak, daha sonra notuna göre alınacak teminatlar belirlenir. İşte nakit ve gayri nakit kredilerin teminatları aynı değildir. Nakit kredilerin teminatları daha zorluyken gayrinakitler daha yumuşaktır. Burdan anlayabileceğiniz üzere nakit olmayan krediler daha rahat ve teminatsız alınabiliyor. Eğer bunu anlamadıysanız gidin biraz kitap okuyun her şeyi yazdırmayın bana.

Hüsrev’e Geri Dönelim

İşte Hüsrev aga başta Bank Sadarat ve Bank Melli olmak üzere bankalardan teminat mektupları alıyor. Dedikodulardan biri Hüsrevin şirketinin belgelerinin de sahte olduğu şeklinde. Yani Hüsrevin şirketi aslında o kadar para kazanmıyor. Hüsrev bankalardan daha iyi notlar alabilmek için (sebebi bankalara teminat verecek bir şeyinin olmaması) gelir tablosunu ve bilançosunu sahte faturalarla ya da gerçek olmayan fiktif işlemelerle şişiriyor. Bu sayede notları iyileşiyor. Ancak bu bir iddia. Kesinleşmiş değil.

Bankalardan daha kolay gayri nakit kredi alabildiğini fark eden Hüsrev bir kaç denemeden sonra işe koyuluyor. Bildiğiniz gibi paranın alamayacağı kapı manipüle edemeyeceği insan yoktur. Sadece o kişinin fiyatı yüksektir.İşte hüsrev aga bankaların ceo larını ve oradaki üst düzey yöneticileri bedellerini ödeyip satın alıyor. Buradaki yöneticiler de sahte teminat mektupları (muhtemelen bankanın bilançosuna-nazım hesaplarına dahi- hiç sokulmadı) düzenlenmesine aracılık yapıyor.

Hüsrev aga buradaki teminat mektuplarıyla önce kendi işini finanse ediyor. İşleri yeterince büyüttükten sonra aynı yöntemler ile kamunun özelleştirdiği çelik ve demiryolu şirketlerini satın alıyor. Hüsrev aga tabii ki doymuyor ve son numarasını Aria Bank adlı kendi bankasını kurmakla gerçekleştiriyor.

Hüsrev aganın bu süreçte hüplettiği toplam para tutarı takriben 2,8 milyar dolar. Hüsrev satın alma işini sadece Sadarat Bank’ ve Bank Melli’nin yöneticileri üzerinde yapıyor. Buradan bol miktarda teminat mektubu alıp 6 farklı bankada bu teminat mektuplarını nakit kredi kullanmak için teminat olarak veriyor. Yani kredi çekmek için normalde teminat veriyoruz ya bu abi işte diğer bankaların teminat mektuplarını kullanıyor teminat olarak.

Sadarat ve Melli Bank da ya bu mektupları olduğundan düşük bir tutarda gösteriyor ya da hiç sisteme girmiyor. Tabi bizzat Hüsrevin kendi kendine üzerinde oynadığı teminat mektupları da var. Yani bildiğin adam teminat mektuplarının ğzerinde oynama yapıyor.

İşin en enteresan kısmı bankaların birbirlerine vermiş oldukları mektupların teyitlerini istememiş olması. Zaten bence hadisenin bu kadar zamanda fark edilmemesinin sebeplerinden birisi de bu.

Bu zimmet meselesiyle ilgili olarak Bank Melli yöneticileri direk olarak Bank Sadaratın yöneticilerini suçluyorlar. İşin büyük kısmı onların üzerinden gerçekleşmiş diye ama ne çare. Bank Melli’nin de Bank Sadaratın da Ceo ları şutlanıyor.

Bank Sadarat’in Ceo su da “kardeşim burada bank sadaratte zimmet var diye zırlamak manasız. Esas bu işin mağduru biz ve bankacılık sistemidir. Ha sadece zimmet Bank Sadaratın sahte belgeleriyle yapılmış, bizim başkaca suçumuz yok” diye abes bir açıklama yapıyor. Ulan bu belgeleri niye fark etmedin diyip topu direk süpermarket bankacılığına atmak mümkün tabi.

İran İç Siyasetine Dalış

Bu arada skandal İran bankacılık tarihinin en büyük skandalı olması münasebetiyle direk İran’da dönemin cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinejad’a patlıyor. Hem onun hem de görevlendirdiği ekonomi bakanının kellelerini istiyorlar. Bunun sebebi de bu kadar çok kez ve bu kadar büyük/muteber kelle tarafından bu işler gerçekleştirilirken hükümetin bundan haberinin olmadığını söylemenin saçmalık olmasıdır.

Tabi burada İran basınından Javan gazetesindeki bir yorum beni işkillendirmedi değil. Biliyorsunuz İran’da bu devrim muhafızları örgütü var. 79’daki islam devrimi ile kurulan bu örgüt islam rejiminin koruyucusu ve kollayıcısı. Haliyle bu arkadaşlar tekkeyi bekleyip çorbayı içenlerden. Yani rejimi koruyorlar ve bu görevleri karşılığında kendilerine maaşlarına ek olarak muhtelif kurumların işletilmesi, özelleştirmelerde öncelik tanınması gibi şeyler veriliyor. Ahmedinejad’ta devrim muhafızlarına baya bir yakın. İddialar o yöndeki Ahmedinejad devrim muhafızlarının bu gücünü iyice pekiştirip İran devletini tamamen ele geçirebilmek için bu işlerin içerisinde yer alıyor.

Vebali boynuna ancak bu anlattığımız zimmet hadisesinin İran iç siyasetinde böyle de bir yeri var. Bilesiniz. Bunun en önemli göstergelerinden birisi de Ahmedinejad tarafından dönemin istihbarat sorumlusunun görevinden alınması.

Hadiseye Dönüş

Efenim hadisede İran merkez bankası da suçlanıyor. Suçlamanın iki sebebi var. Bir tanesi vay efendim bu kadar para hareketi dikkat çekici bulunmamış mı? (Kesin gazeteci uydurması bu) ikincisi de iran merkez bankasının ülkedeki bankaları ve verilen büyük kredileri iyi denetlemediği ve sahteciliği fark etmediği meselesi. İkinci suçlama daha gerçekçi görünüyor açıkçası.

Tabi İran hükümetinin olaylara tepkisi bilindik. Başlangıç aşamasında önce Hüsrevinin bir kahraman olduğu filan pompalanıyor. Vay işte millete aş iş sağlamış. Tabi İran ın kendi çapındaki muhalefeti olayları biraz harlayınca süreç açığa çıkmış. Sahteciliği de savunmayalım lan deyip her şey yolunda, siz kötü niyetlisiniz, düzelteceğiz, bu dış mihrakların İran ekonomisini kötüleştirmek için oynadığı hain bir oyun deyip geçmişler.

Daha sonradan ortaya çıkıyor ki Hüsrevin sahte denilen teminat mektupları Bank Sadaratin özkaynaklarının toplam %20’sine filan denk geliyor. Aslında teminat mektuplarının büyük bir kısmı da gerçek. Sadece bankanın yönetimi bunu kabul etmiyor. Çünkü bu teminat mektuplarını vermeye altında imzası olanların yetkisi yok diyorlar. Fakat iş işten geçmiş. Senin karşındaki adam (mektubu alan diğer bankalar) nerden bilecek, yazmıyorsun ki bir yere işlemlerde şuraya kadar yetkili diye.

Konuya Uzaklardan Bir Bakış

Aslında çok da uzakta değiliz, dibimizde komşumuz sonuçta İran. Ehüehüehe (finansçı latifesi bu kadar oluyor, cem yılmaz mıyız biz birader?) Gelelim bu zimmet meselesine. Olur efenim, bankacılıkta bu iş dün de vardı, bugün de olur, yarın da olacak. Çünkü işin içinde insan ve para var. Burada her türlü cümbüş yaşanır. Bu garanti.

Hatta özellikle bir dönemde ülkede çok popülerdi bu teminat mektubu konusu. Bizim finans tarihimizde de ülkede kredi çekmeye kredi notu yetmeyen firmalara önce o bankanın yurt dışı iştirakinden teminat mektubu verdiler, daha sonra o teminat mektubu ile adam geldi burdan nakit kredi çekti. Halen yargılama sürecinde olduğu için (en son yargıtayda diye hatırlıyorum) isim vermiyorum. Sonra dava mava uğraştırmayın len beni.

Bir dip not da şöyle atayım. Halen bunu yapabilirsiniz bu arada. Yani bankacılık kanunumuzda halen kendi bankanın iştiraklerinden teminat alabileceğin maksimum teminat mektubu tutarı belirlenmiş değil. BDDK bu konuya eğilmeli bence. Burada yani özellikle bankanın yurt dışı bir iştirakinden teminat mektubu edinerek Türkiye deki bankadan kredi çekme olayı incelenmeli. 2001 li yıllarda popüler olan bu yöntemin halen uygulanabilir olması da ayrı bir garabet.

Neyse, gelelim zimmet konusuna. Sıkıntı işin yapılması değil. Kötü niyetli olan bir şekilde yolunu bulup yapacak zaten. Sıkıntı bu işin nereye uzandığı. Eğer İran daki hadise gibi hükümetin bizzat işin içinde olduğu şeyler varsa bu işlerden bir cacık çıkmaz. Devlet alır 4-5 adamı, idam eder ya da hapse tıkar. Buradaki en kritik konu paranın tahsil edilip edilmediği meselesidir.

Muhtemelen bu para tahsil edilemeyecek. Para çoktan uçmuştur dışarıya. Yurt dışına çıkan parayı da alamazsın. Peki sonunda ne olur? İran’lı vergi mükellefleri bankaların kurtarma paketlerinin maliyetini bir güzel öderler. Nasıl ama? Parayı hüplet, devlet banka batmasın diye bir güzel hüpletilen bankayı kurtarsın, sonra bedelini sen öde. Tanıdık geliyor mu? 2008 de Abd de de aynısı yaşanmıştı. Vay arkadaş ya. Aynı hikayenin hem ABD de hem de İran’da yutturulanbiliyor olması tek kelimeyle mükemmel.

Sonuç

Yapılan soruşturma sonucu 2007 yılından itibaren Hüsrevinin toplamda 2.8 milyar dolar tutarında krediyi normalde almaması gerekirken aldığı ve bu paraları ödemediği ortaya çıkıyor. Hüsreviyi idama mahkum edip cezasını infaz ediyorlar. Hüsrevi verdiği ifadesinde bank melli ile bank sadaratın genel müdürlerine para yedirdiğini, bu süreçte bir çok banka çalışanına da rüşvet verdiğini söylüyor. Hüsrevi dahil toplamda 4 kişinin kellesi uçuyor.

Sadece Bank Melli’nin Ceo’su infazdan kendini kurtarıyor. O da olaylar patlar patlamaz Kanada’ya kaçıyor. Dosya kapanıyor. Yukarda yazdığım bankaların tamamı aktif halen. Faaliyetlerine de devam ediyorlar. Şov mast go on yapacak bir şey yok.

İran bankacılık skandalı yazımızın sonuna geldik efenim. Esen kalın.

yatirimkurusu

10 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor.

İlgili Makaleler

2 Yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu