Ekonomik Krizler

Banker Krizi Nedir ?

Efenim bu yazımızda konumuz ülkemiz sınırları içerisinde 1989 döneminde yaşanmış bir skandal ya da kriz artık adına siz ne derseniz deyin: banker krizi nedir meselesi. Yazımızda banker krizi nedir meselesine değinip müteakip süreçte getirilen düzenlemeleri ve tekrar böyle bir şey yaşanıp yaşanmayacağını paylaşacağız. Sonlara doğru da platformdaki her yazıda kronikleştiği üzere liberal akıma allah ne verdiyse yağdıracağız.

Banker Krizi Nedir ?

Efenim malumunuz 1980’li yıllar dünyada monetarist akımın kol gezdiği, bizim gibi karma ekonomi düşkünleri için ızdırap dolu yıllar. Şili’de 1973 senesi ile başlayan ideolojik bu akım İngiltere’de Margeret Tatcher, ABD’de Reegan, Türkiye’de ise Turgut Özal ile devam etti.

Bu niye önemli kardeşim, bizim banker bilo olayımız tipik bir ponzi değil mi ? dediğinizi duyar gibiyim. Ama meseleyi sadece ponziye bağlamak bu noktada ahmaklık. Ha bu durumun sebebi salt siyasi değil. Zaten hamaset güdülmediğini yazıdan idrak edeceksiniz. Lakin bu liberal akımı iyi okumak gerek. İşte Türkiye’nin 80’li yıllarda ekonomiyi kontrolsüzce dışa açmasının maliyetlerinden sadece birisidir bu banker skandalı nedir meselesi.

Siyasi Süreci İdrak Etmek

Malumunuz 12 Eylül 1980’de ülkemizde askeri darbe oldu. Bizim banker krizi nedir meselesi ise darbeden evvel yaşandı.  2. MC hükümeti de denilen milliyetçi cephe hükumeti bu krize yol açan kararları almıştır. Kararların altında imzası olan Süleyman Demirelli hükumet olmakla birlikte kararlarda ana aktör başbakanlık müşaviri Turgut Özal’dır. 

24 Ocak kararları tamamen ilgili dönemde dünyadaki trende uyacak şekilde liberal kararlardır. Birçok sektörde devlet sübvansiyonları kaldırılmış, kitler özelleştirme programına alınmış, bizim banker krizi nedir yazısını yazmamıza neden olan değişim ise faiz kanadından gelmiştir. 24 ocak kararları ile faiz serbest bırakılmış ve piyasanın kıllı kollarına atılmıştır.

Nedir Bu Banker Olayı

Efenim Türkiye’de bankerlik olayı 1960’larda başlar. 50’li yıllarla başlayan tarımdan sanayiye geçiş sürecinde şirketleşme hızlanıyor. Açılan şirketler yeni olmaları münasebetiyle hemen ticari kredi alamıyor. Haliyle bir kaynağa ihtiyaçları oluyor. Çünkü daha fazla ciro yapmak gerek.

Şirket bono çıkarsa hem yeni kurulmuş kimse güvenmez ve bonoyu satamaz hem de devlet faizleri kontrol ediyor. Bonoyu çıkarsa devletin düşük faizinden çıkaracak. Buna da kimse talep göstermeyecek. Peki ne yapılıyor?

Ponzi Mi ?

Bankerler aracı oluyor. Milletten şu şirketin bonosuna para yatırılacak diye para toplanıyor. Sonra bu şirketler yüksek faizli bu kaynağı kullanarak ticaret yapmaya çalışıyor. Aslında birçok kaynakta ponzi monzi denir direk ama olay o kadar basit değildir. Sürecin sonradan ponziye evrildiği doğrudur. Buna sebep olan da bizzat devletin kendisidir. Ancak başlangıç aşaması için banker sistemine devletin aşırı kontrol manyaklığı nedeniyle oluşan bir alt kredi pazarı diyebiliriz.

Bankerler Ne Zaman Popülerleşti

Efenim 60’lar 70’ler derken 24 Ocak 1980’de faizler serbest bırakılıyor ve faizler roketliyor. Bankalar mevduata yüksek faiz veremeyince kaynaklar direk bankere akıyor. Hatta şaşılacak şekilde bankalar, bankerler ile olan rekabetini kaybediyor. Bankerler piyasadaki mevduat cinsi kaynağı hüpletiyor.

Hal böyle olunca kredi ihtiyacı olan işletmeler bankalara gidiyor. Kredi yok. Koşa koşa bankerlere gidiyor. Bankerler de parayı işletmelere veriyor. 

İşler Çirkinleşiyor

Aslında normalde piyasanın bir ihtiyacını halleden bu banker arkadaşlar işi farklı bir yere taşıyorlar. Burada bankerlerin mevduat toplama yetkisi bulunmuyor ama bu engel şöyle aşılıyor. Bankerler aslında önce kredi veriyor. Yani anonim şirketlerin tahvillerini veya bankaların mevduat sertifikalarını piyasadan topluyorlar. Daha sonra bu kağıtları piyasaya satıyorlar. 

Yaptığım araştırmaya göre o dönem satılan tahvil ya da mevduat sertifikaların faizleri yıllık %140’a kadar çıkmış.

İş Modeli Sürdürülebilir Mi?

Yani aklı kesen ve dört işlem yapan ortalama bir insan bu iş modelinin sürdürülemeyeceğini anlar. Düşünsene mevduat sertifikası ya da tahvili alıyorsun. Bu aldığın sertifikaların maliyeti düşük faiz. Diyelim ki %70 olsun. Bu faizi 1 sene sonra alacaksın bankadan. Sonra bunları piyasaya yüksek faiz vereceğim vaadi ile bir güzel satıyorsun. Vereceğin faiz de %100 diyelim.  Yani maliyetin (%100) satış gelirlerinden (%70) yüksek. Ancak her işletme sahibinin düştüğü kritik bir hata (hata diyorum ben burda siz anlayın işte) vardır.

Eline nakit geçince kar ettim sanırsın. Ulan zaten sürekli bir yerden akıyor. Yani sürekli nakit akınca sistem hiç tıkanmıyor. İşin ponzi bacağı da bu zaten. Sürecin tıkanacağını anlayan bankerler faiz rekabetine girip ya herro ya merro diyorlar ve piyasa payı mevzusuna dalıyorlar. Tek amaç maliyetine bakılmadan en yüksek faizi vereceğini vaat edip bir şekilde nakit döngüsünü sağlamak oluyor.

Devlet Oyuna Girer

Zor oyunu bozar ve devlet en baba zordur. İşlerin sakata gideceğini gören iktidar hemen bir yasal çerçeve hazırlayıp meclisten geçiriyor. Tarih 15 eylül 1981. Kanun içeriğinde bankerlik kurumuna getirilen sermaye zorunlulukları vs.ler var. Aslında kanun çıktığında çoğu banker otomatik olarak batıyor. Çünkü faaliyetlerini devam ettirecek bir sermayeleri yok. Müteakip süreçte ilan ve reklam yasağı geliyor. Bu da ayrı bir ironi. Ulan madem bu adamlar yasal çerçevede faaliyet gösteriyor niye reklamı yasaklıyorsun. Dostlar alışverişte görsün hesabı.

Malum Açıklama

Banker krizi nedir meselesinin alamet-i farikası olan dönemin Maliye Bakanı Kaya Erdem’in konu hakkında beyanını bırakıp kaçıyorum. Sonra bana sektiriyorsunuz efenim siyasi yazıyorum diye. Buna yorum yok.

“Eğer tasarruf sahipleri, bu kişilere paralarını sadece bono karşılığı yatırdılarsa, devlet olarak biz ne yapabiliriz. Bu işin zaten sonu biliniyordu.Vatandaş 3-5 kuruş fazla para kazanmak için kumar oynanmıştır”

Kriz Patlıyor

Devlet erkanından gelen bu açıklamayla bank run diye bildiğimiz bankalara hücum olayının bankerlere hücum versiyonu yaşanıyor. Herkes elinde muhtelif kağıt parçalarıyla bankerlerin kapısına dayanıyor. Koca koca bankaların bile dayanamayacağı bu elim hadisede bir çok banker bayrağı çekiyor.

Bankerzedeler

Yaşanan bu hadiseler neticesinde toplamda 258 banker iflas etmiş, 300.000 üzeri müşteri toplamda 75 milyar TL’yi bankerlere yedirmiştir.

Devlet Babam

Babalığıyla meşhur devletimiz (bir devlet sapığı olarak kimse benim devlete olan aşkımı sorgulayamaz) tıpkı imar bankasında olduğu üzere yine krallığını yapıyor. Belirli bir miktara kadar olan mağduriyeti karşılayacağını söyleyip karşılıyor. Hatta Bankerzedeler diye bunların bir kanunu da mevcut. Siz isterseniz bu kanunun adını embesiller olarak değiştirebilirsiniz.

Banker Krizi Nedir : Sonuçlar

Efenim krizin ilk sonucu kamu bankalarına para yağmasıdır. En büyük sonucu ise siyasi olup Erdem Kaya ve Turgut Özal’ın istifası gelmiştir.

Bunlara ek olarak bankerlerin repo yaptığı Hisarbank, İstanbulbank ve Odibank’a devlet tarafından el konulmuş ve bu bankalar Ziraat Bankasına devredilmiştir. Sonra düzenleyici denetleyici kanunlar cart curt hep aynı liboş kriz hikayesi işte. Önce kriz sonra denetim. 

Bu İşler Biter Mi? 

Efenim geldik sona. Dün banker castelli, bu gün çiftlik bank, yarın tanker bank ve dahası…

Banker krizi nedir yazımı tokatçıların en meşhuru  Sülün Osman’ın o veciz sözüyle bitirmek istiyorum: “ben, beni dolandırmak istemeyen kimseyi dolandırmadım”

Adam olun, akıllı olun, cin olmadan adam çarpmaya kalkışmayın, esen kalın…

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu