Ekonomi

Ekonomik Kriz Nasıl Olur ?

Bu yazımızda konumuz ekonomik kriz nasıl olur meselesi. Ancak bu yazımı okumadan evvel mutlaka ama mutlaka sırasıyla şu yazılarımı okuyun: iktisat, ekonomi yönetimi ve devlet yönetimi. Bu sizlerin ekonominin işleyişini anlamanız için önemli. Eğer ekonominin işleyişini anlayamazsanız muhtemelen ekonomik kriz nasıl olur meselesini de anlayamayacaksınız.

Bu yazıları anlamanız, kafanızda süreci oturtmanız ve puzzleın parçalarının tamamlanması için önemlidir. Bu yazılar bitirdikten sonra ise Türkiye Ekonomik Kriz tarihini okursanız süreç daha keyifli bir hal alacak, ekonomik kriz nasıl olur meselesini daha iyi anlayabileceksiniz.

ekonomik-kriz-nasil-olur

Ekonominin Genel Dengesi Nerededir?

İktisat yazımızda iktisat biliminin temel gayesinin, mevcut koşullar altında, mevcut kaynakları herkesin en fazla fayda sağlayacağı şekilde dağıtmak olduğunu söylemiştim. Şimdi diyeceksiniz ki kardeşim koca bir dünya 8 milyar nüfusun ihtiyaçlarını doyurmaya yetmiyor mu?

İşte bu aşamada soruna ilk adımı atıyorsunuz. Sorun aslında kaynakların yetmemesi değil, insanların sürekli olarak refahını arttırma gayesi ve bu refah gayesinin altında yatan soyunu devam ettirme güdüsüdür.

Elbetteki dünya üzerinde mevcut kaynaklar tüm insanlara ve dahi daha fazlasına yetmektedir. Ancak insanın temel güdüsü soyunu devam ettirmektir. İnsanın soyunu devam ettirebilmesi için ise rahat bir yaşama ortamı oluşturulması yani refaha erilmesi ve bu refahın korunması gerekmektedir. Bu refahın korunması için ise diğer toplumlardan daha müreffeh bir seviyeye gelmiş olması elzemdir. Diğerlerinden daha güçlü olmalı ki tehditleri bertaraf edebilmelidir.

Devlet meselesi yazımda bu süreçleri detayıyla incelemiştim. Bir devletin nasıl kurulduğunu ve kurulmasının gerekçelerini anladığınızda aslında iktisadi sorun ve ekonomik kriz nasıl olur kavramlarına ilk adımı atıyorsunuz.

Denge ve Ötesi

Özetle iktisadın sürekli konu ettiği ve bulmaya çalıştığı ekonominin denge noktasında hiç bir zaman durulmayacaktır. O denge sürekli olarak ya bulunulan seviyeden daha yukarı bir nokta olarak belirlenecek ya da daha aşağı bir noktada denge tespit edilecek, hükümetler tarafından o denge noktası hedeflenecek, dengeye yaklaşıldığında yeni bir denge noktası koyulacaktır. Çünkü soy devam etmeli, soyun devamını garantiye almak için daha kaliteli ve nitelikli bir soy gelmeli, daha iyi bir soy için daha müreffeh (refaha kavuşmuş) bir soya ya da muadillerine göre daha önceden refah seviyesine ulaşmış gen havuzlarına ihtiyacınız bulunmaktadır.

Yazının bu kısmında Rafet El Roman’ın “hayat acımasız soğuk ve zalim” sözlerinin geçtiği şarkıyı dinleyin ya. Tam uyuyor.

denge-ve-otesi

Ya bu insanoğlu ne kadar aç arkadaş hiç mi durmayacak diyorsunuz ama insanoğlunun hayatını devam ettirmesini sağlayan şey temel olarak bu güdüdür. Yani açlık, soyunu devam ettirme güdüsünden gelir ve gelişimi de bu sağlar. Bunu engelleyemezsiniz.

Doğal seleksiyonla bu güne kadar geldiğiniz (soyunuzu devame ettirdiğiniz)için bu gelişim güdüsü sizi sürekli zayıf olanı yen, güçlü olandan kaç psikolojisine itecektir.Bu da vahşi kapitalizm diye sürekli sızlandığınız sistemin emniyet subapıdır. Bu döngüden çıkmanız mümkün değildir ve gomonis yoldaşlarım üzgünüm hiç bir zaman o ütopyaya ulaşamayacaksınız.

Sömürünün Verdiği Haz

İşte kapitalist sistem yukarda anlattığım üzere sürekli ekonomik dengeyi yukarı ve aşağıya taşıyan hükümetlerin, bu hedeflere varmak için uyguladığı politikalardan, bu politikaların abartılı olmasından ve dengeye gelmeye çalışırken sürekli yeni yeni daha önce bilinmeyen denge noktalarının oluşmasından meydana gelir.

Yani rakiplerine göre daha erken refaha kavuşmak isteyen hükümetler dengeyi bozacak bir politika uygular ve bu krize neden olan hamledir.

Şimdi muhtemelen bu arkadaş bir klasik iktisatçı ve saçmalıyor diyeceksiniz. Yok kardeşim baştan söyleyeyim, bana liberal klasik filan diyenin ağzına tükürürüm. Ağzımı bozmayın benim. Sorun devletin müdahalesinde gibi anlattım yukarıda ama ekonomik sistem öyle ki devlet hiç müdahale etmese de kriz çıkar.Çünkü insanlar açtır, ve soyunu devam ettirmek adına her türlü kaynağı ve özellikle zayıf insanı hunharca kullanır, sömürür ve ezer. Devletin ekonomide bulunmasının sebebi çoğu zaman bu iş gücü ve iş veren arasında dengeyi sağlamaktır aslında.

somurunun-verdigi-haz

Ekonomi yönetimi yazımda devletin stratejik sektörlerde olmak zorunda olduğunu, bu sektörlerin mal üretimi hususunda serbest bırakılmaması gerektiğini defaatle yazmıştım. İşte bu düşüncenin altında da bir önceki paragrafta belirttiğim mesele yatar. Yani dengeyi korumak ve kollamak, devletin piyasadaki asli görevidir.Çünkü kapitalist şirketleri serbest bırakırsanız insanları ve kaynakları mahvedene kadar kullanır.Bu romantik bir sosyalistin fantezi cümleleri değil hayatın gerçeğinin ta kendisidir. Zaten ben gomanis de değilim. Tek yol da devrim değil.

Ekonomik Kriz Nasıl Olur ?

İşte ekonomik kriz kapitalist firmaların zıvanadan çıkması, hükümetin de bunlara uyması nedeniyle çıkar temel olarak.

Bir hükümetin iktidarda kalabilmesi ya da bir diktatöre isyan çıkmaması ya da imparatorun beyliklerini kontrol altında tutmasının tek yolu vardır. İnsanların cebine para sokması.

Yani insanlar cebine para girdikçe mutlu olur. Bu noktada rahmetliyi pek sevmezdim ama arkasından konuşmayayım, Kemal Unakıtan’ın bir lafı vardır; adamın cebine para koyarsan bırak yürümesini yola tükürmesi bile değişir…

İşte iktidar olan erk, hükümetini devam ettirmek için insanların cebine para koymak zorundadır. Bu para kazandırma işinin halk sathına yayılmasına ise biz büyüme diyoruz. Yani ülkede daha fazla üretim sağlanırsa herkesin cebine para girecek, isyan da azalacaktır.

Tabi bunu iktidara gelen her hükümet bildiğinden büyümek için elinden geleni yapar.

Büyümeyi Ne Sağlar?

Efenim büyümeyi ülkede üretilen mal miktarını arttırmak olarak açıklamıştık. Siz ülkede bulunan mal miktarını arttırmak için şunları yapmalısınız.

  • toprak miktarını arttırmak
  • İnsan (işgücü)miktarını arttırmak
  • Verimliliği arttırmak (teknoloji)
  • Üretim yapısını değiştirmek(inovasyon)
  • Sermayeyi arttırmak
buyumeyi-ne-saglar

1. madde için savaşmanız gerekir. 2. madde için ya savaşmanız ya da uzun vadeli nüfus planlaması yapmanız gerekir. 3. ve 4. Madde için eğitim sisteminizi baştan yapılandırmanız gerekir.5. madde ise en kolay olanıdır ve hikaye genelde bu aşamada başlar.

Bu noktadan sonra yazıyı ikiye ayıracağız. Çünkü ülkeleri 3’e ayırıyorum. Şahsi görüşümde ülkeler Gelişmiş Ülkeler(GÜ), Gelişmekte olan ülkeler(GOÜ) ve az gelişmiş ülkeler (AGÜ) olarak ayrılır.

Büyümeden Sonra

Büyümeyi mal miktarını arttırmak olarak anlatmıştım. Sizin mal miktarını arttırmanız yeterli değildir. Bu malı satmanız gerekir. Bu mal üretimini de korumanız gerekir. Bu aşamada ise işin içerisine uluslar arası siyaset ve diplomasi girer. Dünyada yaşanan sorunlar genelde bu satma meselesinden çıkar zaten. Mesela 1. Dünya savaşı sanayi devriminden sonra yapılan seri üretimden çıkan malların nereye satılacağı ve pazar kapma mücadelesi ile başlamış, Büyük britanyanın mevcut seri üretimi korumak için enerji güvenliğini sağlaması hedefi ile topraklarımıza sıçramıştır.

Her Ülkenin Kriz Gerekçesi Kendine Göredir

İşte Gelişmiş Ülkeler için büyüme sonrasında yaşanan satış sıkıntısı,ya da enerji tedariki sıkıntısı, ya da kendi ekonomik sistemini bozan bir ülke bulunması, ya da kendi ekonomik sisteminin özellikle finans sektörünün ürettiği sistemik bir sorun krizin ana sebebidir. Bu ülkelerde yaşanan krizler aktarım mekanizması (aktarım mekanizması tedarik zincirleridir) yoluyla dünyanın tümüne yansır.Çünkü bu ülkeler ya en büyük üreticiler ya da en büyük tüketicilerdir. Arzları ve talepleri çok büyük olduğundan batmalarına,çökmelerine kimse sevinmez

A.G.Ü.’ler için ise sıkıntının esas sebebi genelde kendi iç sorunlarından kaynaklanır. GOÜ ile benzeri problemlerin de sıklıkla görüldüğü ülkelerdir bunlar.

GOÜ’lerin Kriz Anatomisi

Gelelim ülkemizin de içinde bulunduğu GOÜ’ler meselesine. Aslında literatürde goü’ler ikiye ayrılır. Hammadde üreticisi goü’ler ve ara malı üreticisi goü’ler şeklinde. Bu durum hammadde ihracatçısı goü’lerin daha fazla risk altında kalmasına sebep olur. Ancak uzun vadede hepsi aynı kaynak sorunundan müzdariptir.

kriz-anatomisi

Goü’lerin en büyük sorunu çok fazla büyüme arzusu, ancak bu arzuyu karşılayacak teknolojinin, inovasyonun ve sermayenin bulunmamasıdır. Günümüzde teknoloji ve inovasyonu parayla satın alabilmek mümkün olduğundan iş dönüp dolaşıp sermaye meselesine gelir.

Goü’ler işte bu yüzden hep borçludur. Borcun kamu ya da özel sektöre ait olması fark etmez. Kümülatifte borcun hangi sınırlara girip çıktığı mühimdir. Borçlu yapısı hiç değişmeyen goü’lerin makus talihi de hep döviz krizidir. Sadece döviz krizini tetikleyici iç ya da dış bir sıkıntı peydah olması gerekir. Bunlarda zaten herhangi bir ülkede bitmez. GOÜ’lerde hiç bitmez. Goü’lerin temel karakteristiğine bakarsanız goü.ler yolsuzluğun fazla olduğu, halkın eğitim seviyesinin düşük olduğu,demokrasinin siyasi istikrarsızlık adı altında lanetlendiği,borcun yüksek olduğu, altyapı eksiğinin hiç bitmediği yerlerdir.

Bu ülkelerde merkez bankasının bağımsızlığının sürekli tartışma konusu olduğunu görürsünüz. Bu işin goy goy kısmıdır esasında. Merkez bankası tabii ki hükümete bağlıdır ve her hükümette olduğu gibi faizleri düşük tutacaktır. Bunun kaçarı yoktur. Hükümet döviz krizi zamanlarında sığır değilse merkez bankası üstündeki baskıyı kaldırır ve politika faizini roketleyip döviz krizini engeller. Ancak kısa vadede çözüm olacak bu unsur uzun vadede uyuşturucu etkisi yaparak enflasyona neden olur.

Ana Sebebe İnmek

Bir ülkede salt enflasyon yükseldi, işsizlik arttı, hükümet değişti diye kriz olmaz. Bunlar krizlerin tetikleyicisi ya da sonucudur. Darbe hep döviz kanadından gelir. Dünyada rezerv para birimi olmayan ya da para birimi rezerv para birimi olmayıp aynı zamanda altın rezervi de düşük olan ülkelerin makus talihi budur.Ve tarihin acı gerçeği yüzünüze çarpar:Tarih ondan ders almayanlar için tekerrür eder…

Enflasyonun, işsizliğin ya da cari açığın krize sebep olduğu doğrudur ancak borçsuz bir ekonomide bu sorunlar kolaylıkla çözülür. Çıkarsın piyasaya borcun yoksa, basarsın faizi toparsın parayı. İşsizlik mi var kardeşim bas parayı yatırıma sorun çözüldü. Cari açık mı var kardeşim bas parayı dolara sorun çözüldü. Enflasyon mu var kardeşim bas faizi yukarıya sorun çözüldü.

Yani işin dönüp dolaşıp geldiği çevirim borçluluktur. Bir ülke hem borçlu hem cari açık/enflasyon/işsizlik sorunu yaşıyorsa yani borçluluk + bir sorun var ise olay krize yürür. Esas değişmeyen unsur borçluluktur. Yukarda yazdığım enflasyon, işsizlik ve cari açık sorunları borçla çözülür ancak bu alınan borçlar kötü yönetilirse uzun vadede yüksek borç+ muhtelif sorunlar ile tekrar krize sebep olur.

borc-yuku

Bu GOÜ’lerde yürütme organının denetimi tam olarak yapılmadığından borçların kullanımı denetlenemez.Krize sebep olan ana unsurlardan biri de bu yönetim birimleri arasındaki zayıflıktır.

Özet

Bir liste yapacak olursak bir krizin temel anatomisi ve gelişimi şu şekildedir;

  • İktidarda kalmak için insanların cebine para koyma zorunluluğu
  • İnsanların cebine para koymak için büyüme isteği
  • Büyüme isteği ile artan borçlanma
  • Borçlanmanın efektif bir şekilde kullanılamaması (döviz kazandırıcı alanlara yatırım yapılmaması)
  • Borçlanmanın zaman içerisinde sorunlar yaratması (enflasyon, cari açık, işsizlik)
  • Sorunların kısıtlama ile değil yine borçlanma ile çözülmesi
  • Borçlanmanın yine verimsiz kullanılması ile yüksek borç+enflasyon/işsizlik/cari açık sorunlarından birinin yaşanması (yine döviz kazandırıcı alana değil kısa vadeli geçici çözümlere kullanma)
  • Ülkenin tipik bir faiz-kur-enflasyon sürecine itilmesi ve küçük krizlerin kendi içinde devir daim etmesi.
  • Krizi tetikleyici bir olay (misal:anayasa kitapçığı fırlatma olayı,FED’in faiz yükseltmesi)

Temel hikaye budur ve asla şaşmaz.

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu