Ekonomik Krizler

Türkiyede Ekonomik Kriz Tarihi

Bu yazıya başlamadan önce aslında bildiğim, bir çok sınavda defalarca kez sebepleri ve sonuçları ile ortaya koyduğum, çalıştığım Türkiyede Ekonomik Kriz tarihinde yer alan krizleri tek tek inceleyeyim diyordum. Daha sonra biraz Wikipedia mantığı kullanayım biraz da olaya genel bir giriş yapıp daha derli toplu bir inceleme yapayım diye kısa bir Türkiyede Ekonomik Kriz tarihi yazısı yazayım dedim. Bu başlıkta da uygulayacağım yöntem tıpkı Türkiye’nin Kısa Siyasi Tarihi yazısında olduğu gibi olacak. Türkiyede ekonomik kriz tarihinde köşe taşlarını oluşturan krizlere kısaca değineceğim.

Türkiyede Ekonomik Kriz

Bu yazımı okumadan evvel iktisat üzerine, ekonomi yönetimi ve devlet meselesi yazılarımı okumanızı tavsiye ederim. Bu yazılar sizlere ön bir fikir verecektir. Türkiyede ekonomik kriz tarihini okurken Türkiye’nin kısa siyasi tarihi yazımı okuyarak (yan sekmede açın) dönem içerisindeki siyasi durumu da göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim.

turkiye-ekonomik-kriz-tarihi

Hangi Tarihlerde Kriz Yaşandı

Türkiyede Ekonomik Kriz Tarihi yazımızın özetinin özeti konumunda olabilecek şekilde bir giriş yapalım. Bu kısım ana başlıklarımızı ve aslında daha sonra detaylıca inceleyeceğimiz diğer yazılarımızın konularını oluşturacak bir liste esasında. Türkiyede ekonomik kriz geçmişi aşağıdaki tarihlerden ibarettir.

  • 1946 Krizi
  • 1958 Krizi
  • Petrol Krizleri (1974 ve 1980)
  • 1982 Bankerler Krizi
  • 1990 Körfez Krizi
  • 1994 Krizi
  • 2001 Şubat Krizi
  • 2008 Krizi

1946 krizine giriş yapmadan belirteyim. 1929 yılında ABD’de Büyük Buhran adı altında çok ciddi bir kriz yaşanmış, ABD ekonomisinin dünyaya entegrasyonu nedeniyle bu kriz zaman içerisinde Avrupa’ya sıçramıştır. Ancak gerek o dönemde ülkemizin iktisadi faaliyetlerinin dış dünya ile entegrasyonunun bulunmaması, gerekse de o dönemki ekonomi politikalarının ağırlıklı olarak Osmanlı‘dan kalan borçları ödemek, ülkenin iktisadi hürriyetine kavuşması adına yerli ve milli üretime ağırlık vermek olması nedeniyle Türkiye o dönemde bu krizden ciddi anlamda etkilenmemiştir. Dolayısıyla listeye o dönem yaşanan ekonomik sorunları bir kriz olarak yazmayacağım ancak şunun da bilinmesini isterim ki özellikle 1929 sonrasında iktisat politikası yürütmek oldukça zordur.

hangi-tarihlerde-kriz-yasandi
Kriz son halkanın koptuğu andır. Halk kitleleri krizin yaşandığı ana odaklanır. Ancak esas olan her daim zincirin o halkasının aşınmasına ve kopmasına sebep olan güç ve bu gücün ne zamandır uygulandığıdır. Uyku halk kitlelerinin hiç vazgeçemediği bir eylemdir.

1946 Krizi

Türkiye 2. Dünya savaşına girmemiştir ancak gerek 2. Dünya savaşının cereyan ettiği Avrupa topraklarının dibinde yer alması, gerekse de savaş endişesi ile İsmet İnönü önderliğinde yapılan oldukça korumacı önlemler ülkeyi krize sokmuştur diyebiliriz. Bu aşamada savaşa girme endişesi ile özellikle savunma sanayii harcamalarının arttırıldığını, yine genç nüfusun askere alınması nedeniyle ülkenin tek ve en önemli sektörü olan tarım sektörünün hasılat anlamında ciddi azalma yaşadığını söylersek zaten durum az çok gözünüzde belirecektir. Devlet özel müteşebbislerin fabrikalarında üretilen mamullere dahi çoğu zaman el koymuş ve stoklamıştır.

1946-krizi
İsmet İnönü

Bu kriz sonucunda Türkiye tarihinde ilk devaluasyon yapılmıştır. TL dolar karşısında %117 civarında devalüe edilmiştir. Devalüasyonun ana sebebi ihracatı arttırmak olsa da bu hedefe maalesef ulaşılamamıştır.

1958 Krizi

1946 yılında yaşanan ekonomik kriz ve bu kriz sürecinde uygulanan sert yaptırımların Türkiye’de yaşayan köylüyü ve vatandaşı ezmesi nedeniyle halk bu duruma tepki göstermiştir. Bunun bir sonucu olarak 1950 seçimlerinde Adnan Menderes’li Demokrat Parti iktidara gelmiştir. Her liberal iktidar gibi ülkedeki bütün ekonomik faaliyeti serbest bırakan hükümet ilk dönemlerde bu işin kaymağını yemiştir. Ancak sorun şudur: refahı arttıran kaynak ülke içinde yoktur, dolayısıyla borç alınmalıdır.

Bir diğer sorun da refahı arttırmak için gereken üretimin de ülkede olmamasıdır. Yani borç alınan kaynaklar ile dışarda üretilen mallar satın alınacaktır.Sonuç: yüksek borç+ cari açık= döviz krizi

ABD ile 1948 yılında yapılan anlaşma, yine NATO’ya girmek için Güney Kore’ye asker gönderme gibi uygulamalar nihayetinde ABD’li sermaye ülkeye akın etmiştir. Haliyle sermaye kendisiyle birlikte büyümeyi de beraberinde getirmiştir. Tabi büyüme ithalatla gelen büyümedir.

Ancak her liberal büyüme hikayesi kendisi ile birlikte getirdiği döviz krizini ülkemizde 1958 yılında patlatmıştır. Çünkü dışardan gelen sermaye, hayrına değil borç olarak gelmektedir ve bu durum ülkenin özel ya da kamu sektörü fark etmez borcunu arttırmaktadır. Borç vadesi geldiğinde ise ve ödemek için gereken döviz kazandırıcı faaliyetler arttırılmadı ise döviz krizi kaçınılmazdır. 1958 yılında da bu olmuştur.

1958-krizi
Adnan Menderes

Bu krizle birlikte yine TL Dolar karşısında %220 oranında devalüe edilmiştir. Yine kriz sonrası süreçte her kriz sonrasında olduğu gibi, kamu harcamaları azaltılmış, KİT’lerin finansmanına ayar çekilmeye çalışılmış, faizler arttırılmıştır. Buna halk dilinde “bıldır ki hurmalar gelir bu gün tırmalar” diyoruz.

1974 ve 1980 Petrol Krizleri

Platformumuzda bir çok kez bahsettiğimiz ve bahsedeceğimiz, aslında uluslararası ilişkileri anlamada esaslı bir rolü olan bu iki petrol krizi haliyle ülkemizde de bu petrol nanesi olmadığından krize sebep olmuştur.

1974 yılında Arap-İsrail savaşı nedeniyle fiyatı 4 kat artan petrol ülke ekonomilerini mahvetmiştir. O dönemde enteresan bir şekilde bütün dünyada petrol tüketimine kısıt konulurken Türkiye’de sübvansiyon uygulanmıştır. Bunun gerekçesini anlamak mümkün değildir.

Bununla birlikte Türkiye’in 1974 yılında başlattığı Kıbrıs Barış Harekatı nedeniyle ciddi bir ekonomik ambargo altında bu krizin yaşandığını belirtelim. Aslında o dönemi yaşayan herkes dünyada petrol krizi olmasa dahi Türkiye’nin krize gireceğini herkesin bildiğini, bu konuda da Kıbrıs meselesi nedeniyle kimsenin sıkıntısı olmadığını anlatırlar.

1980’de yaşanan petrol krizinin ikinci dalgası ise zaten ekonomik kriz nedeniyle iç karışıklık yaşayan ülkenin ekonomisini iyice mahvetmiştir. Krizin aşılması için bir sonraki dönem seçimde başbakan olacak Turgut Özal’ın imzasının bulunduğu 24 Ocak Kararları alınmıştır. Yine devalüasyon yapılarak TL %50 civarı değer kaybına uğramıştır.

24 Ocak kararları ve 1980 darbesi ile Türkiye yabancı sermayenin uğrak yeri haline getirilmiştir. Bu kararların ceremesi ilerleyen dönemde çekilecektir.

Bu süreçte sabit kur politikasından dalgalı kura geçilerek finansal yönetimde tek hedefleme yani direk enflasyon hedeflemesi yapılmaya çalışılacaktır. Aşağıdaki başlıkta detaylı okuyacağınız 1982 Bankerler krizi ise aynı kararlarda yer alan faizin serbestleştirilmesi nedeniyle çıkmıştır.

1982 Banker Krizi

Bankerler krizi için 24 Ocak kararları ile serbestleşen Türkiye finansal piyasasında yaşanan bir bankacılık krizi diyebiliriz. Aslında bankacılık deyince aklınıza muhtemelen koca koca camlı binalar gelecek ama bu kriz o koca camlı binalarda yaşayan sorumsuz zengin bebeleri yüzünden değil bildiğin sınıf atlamaya çalışan gariban Anadolu sermayedarı yüzünden gerçekleşmiştir.

24 Ocak 1980 kararlarıyla faizler serbest bırakılmış ve banka faizleri ciddi bir artış göstermiştir. Büyük şirket ve kurumlar faizlerin yükselmesi nedeniyle bankalardan kredi çekememiştir. Bu durumda bu büyük holding/şirketleri bankerlerden kredi çekmeye yönlendirmiştir. Çünkü o dönemde tasarruf sahipleri bankalar yerine bankerlere yönelmiştir. Banker Kastelli gibi meşhurların dışında Sabancı ve Çukurova grupları bile bireylerin mevduatlarını toplamak için yüksek faiz veren Banker kuruluşlar oluşturmuşlardır. Bir çok büyük banka ise vatandaşın mevduatını toplamak için bankerler ile anlaşma yaparak mevduat sertifikası adı altında bono sattırmıştır bankerlere. Bankerlerin büyümesi ve genişlemesi bankaların bu bankerler ile anlaşması ile sağlanmıştır zaten.

1982-banker-krizi
Krizin sembol adamı Banker Kastelli (Cevher Özden)’nin meşhur reklamlarından birisi.

Tasarruf sahipleri de yüksek faiz nedeniyle bankerleri tercih etmişlerdir. Bankerler o dönemde şirket bono ve tahvillerini tasarruf sahiplerine satarak mevduat toplamıştır. O dönemde mevduat için yıllık %140 civarı faiz olağan bir durumdaydı. Aslında enflasyonun %30 olduğu bir ortamda yıllık %140 faiz verilen bir sistemin devam etmeyeceğini herkes anlamıştır ama sanırım Ponzi Oyununun büyüsü gereği (yea nolcak sistem patlayana kadar ben çıkmış olurum kafası) kimse de parasını yatırmaktan çekinmemiştir.

25 Eylülde hükümet bankerleri kontrol altına almak için yasa çıkarmış, dönemin Maliye Bakanı Kaya Erdem ise “tasarruf sahipleri 3-5 kuruş fazla kazanmak için kumar oynamıştır,parasını bono karşılığında yatırdıysa devlet ne yapsın” lafıyla krizin ateşini yakmış, harlamış, hüfür hüfür hüfürmüştür.

Bu sözden ve yasadan sonra millet bankerlere hücum edince 258 banker iflas etmiştir. Bir çok tasarruf sahibi ortada kalmıştır. Kamu bankaları bu ortamda mevduat miktarını ciddi miktarda arttırmış ve prestij kazanmıştır. Kaya Erdem ve Turgut Özal 1982 ‘De kriz nedeniyle istifa etmiştir.

1990 Körfez Krizi

Krizin çıkış sebebi tamamen dış dünyadan gelmedir. ABD 1990 yılında sürekli kaşınıp duran ve Kuveyt’e petrol için sataşan ve savaş çıkaran Irak’a bomba yağdırmıştır. Şimdi kaynakları açıp bakarsanız Birleşmiş Milletler filan diyor ama BM filan hikaye, bilfiil ABD’nin istediği ve güç zoruyla yaptırdığı bir hamledir bu iş.

O dönemde iktidarda olan Turgut Özal ABD’ye kendini göstermek ve Türkiye’nin stratejik önemini pekiştirmek adına Irak’ın işgalini desteklemiştir. Dönemin Genel Kurmay Başkanı Dış İşleri Bakanı ve Savunma Bakanı bu durum üzerine istifa etmiştir. ABD bu süreçte Türkiye’nin hava sahasını ve İncirlik üssünü kullanarak saldırı yapmıştır.

Suudi Arabistan savaş için her ne kadar asker istese de Türkiye asker göndermemiştir. Ancak 8 tümen askeri Irak sınırına kaydırınca, Irak, ordusunun bir kısmını Kuzey’de tutmak zorunda kalmış ve kara gücünü zayıflatmıştır. Savaştan sonra 1,5 milyon Kürt Saddama karşı ayaklanmış, Saddam bunların üzerine kimyasal saldırı yapınca (bknz. Kimyasal Ali) bunların tamamı Türkiye’ye geçmiştir.

1990-korfez-krizi
Bizimkisi sağdaki…

Bu kısım olayların siyasi boyutu olmakla birlikte körfez savaşı ile petrol varil fiyatı inanılmaz bir artış göstermiştir. Çünkü Irak’ın petrol üretim hacmi toplam üretimi etkileyecek kadar fazladır. Bu artış da o dönemde Türkiye ekonomisini ciddi şekilde zora sokmuştur. Aslında kriz süreç olarak tipik bir Türkiye krizi senaryosu içerir.

Türkiyede Ekonomik Kriz Algoritması

1.Liberal görüşlü bir hükümetin iktidara gelmesi

2. Liberal politikalar ABD/AB’ye yanlama nedeniyle yabancı sermaye gelmesi

3.Yabancı sermayenin doğrudan yatırım olarak değil borç olarak gelmesi, yani yüksek kamu ya da özel sektör borcu

3,5. Borç ile gelen paranın har vurulup harman savrulması, yani döviz kazandırıcı faaliyetten ziyade ithalata konu tüketim mallarının satın alınması ile cari açık artışı,

4.Bir iç ya da dış şok ile bu sermayenin kaçması

5. dövizin yükselmesi

6. faizin roketlemesi

1990 krizi de bu algoritmadan çok sapılan bir şey değildir. Sadece 4. maddede belirtieln şok içerden değil dışardan gelmiştir. Yani körfez krizinin yarattığı petrol maliyeti ile gelmiştir.

1994 Krizi

Krizi anlamanız için sizlere bir kaç istatistikten bahsedeyim ki durumu gözünüzün önüne getirin. 1994 yılının başında cumhuriyet tarihinin o güne kadar yaşanmış en büyük cari açığı ve kamu açığı yaşanmaktadır. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller enteresan bir şekilde faiz takıntısına giriyor. İlla da bu faiz düşecek illa da bu faiz düşecek. Aslında faiz takıntısının sebebi belli. Devlet ve KİT’ler mevcut gelirleri ile halihazırdaki borçların faizini dahi ödeyemiyor. Ödemesinin tek yolu ise faizin düşmesi. Takıntının esas sebebi de bu.

1994-krizi
Türkiye’nin ilk kadın başbakanı Tansu Çiller, Dönemin Libya Başkanı Muammer Kaddafi ile birlikte.

Bunun için hükümet hazinenin bono ve tahvil ihalelerini iptal edip bu tahvil faizinden elde edilen vergi gelirlerini arttıralım diye hamle yapıyor. Tabi hazine ihalelesini iptal edince yerine bir şey koyman gerek. Bu koyulan şey de PTT’nin T’si. Ancak bu ihaleye Anayasa mahkemesi red kararı verince krizin fitili ateşleniyor.

Sermaye kaçıyor, dolar roketliyor… Hükümet bu karardan sonra 5 Nisan kararlarını alıyor ve IMF ile masaya oturup yeni bir stand by anlaşması akdediyor. 1994 krizine ilişkin detaylı analizimizi 1994 Krizi yazımızdan okuyabilirsiniz.

2001 Şubat Krizi

Bu krizin esas sebebi hep Cumhurbaşkanı’nın Başbakana Anayasa’yı atması olarak görünür ama tabiiki sebep kitap fırlatılması değildir. Bu aslında basının bir yayagarasıdır. Esas sebepler başkadır.

Öncelikle zaten hemen bir üst kısımda göreceğiniz üzere 1994 yılından çok da sağlam bir miras devralınmamıştır. Bu süreçten sonra 1998 yılında Türkiye’nin en büyük ticaret ortağı Rusya krize girmiştir. Aslında 1998’de Rusya’nın girdiği krizin sebebi de 1997 yılında yaşanan Güney Asya krizi ya da biz iktisatçıların deyimiyle Asya Kaplanları krizidir. Güney Asya krizinin hikayesi ile size “Türkiyede Eknomik Kriz Algoritması” arasında hiç bir fark yoktur. Hatta birebir aynı hikayedir ya.

Daha sonra ise 1999 Marmara depremi ve depremin kamu bütçesinde oluşturduğu ciddi bir yük de mevcuttur.

2001-subat-krizi
2001 krizinin sembol fotoğrafı, Ecevit’e yazar kasa fırlatılıyor.

Süreç aslında bunlarla başlar ama o dönemde IMF programı da vardır ve IMF sabit kur serbest faiz politikası uygulattırmaktadır. Bu krizin tetiklenme sürecinde en büyük etkendir zaten ki IMF’nin en başarısız uygulaması Türkiye uygulamasıdır. Bankalar yıl sonuna doğru açık döviz pozisyonlarını kapatmak için ciddi miktarda döviz talebinde bulunur. Döviz kuru sabittir ama bu durum faiz oranlarını tırmandırmaktadır. Çünkü bankaların açık döviz pozisyonlarını kapatmaları için yüksek mevduat faizi vermesi gerekmektedir.

O dönemde bankacılık şimdiki gibi değil. Yani kredi verip faiz geliri elde etmek yerine, hükümetin dağıttığı bonoları tahvilleri alıp faiz geliri elde ediyorsun. Her neyse bankalar yüksek faiz verip mevduat toplayınca hazine bonolarını yenilemek için gereken likiditeyi sağlayamıyorlar. Bu durumu gören yabancı yatırımcı topukluyor.

Demirbank bu sebeple batmış ve TMSF’ye devredilmiştir.

Anayasa Kitapçığı Fırlatılması Olayı

Öncelikle ortamı anlatalım. Yer Ankara, rutin bir MGK toplantısı. Dönemin Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’dir. Ahmet Necdet Sezer’e bağlı Devlet Denetleme Kurulu, BDDK’ya denetim yapmak istiyor. Dönemin Ekonomi Bakanı Hüsmettin Özkan ise bu denetime karşı çıkıyor. Bunun altında Hüsamettin Özkan’a bağlı Halkbank’ta verilen bazı kredilerin olduğu söylenir ama maddi kanıtı yoktur. dedikodudur. Her neyse… Hüsamettin Özkan ve Ecevit bunu yapamazsınız deyince Cumhurbaşkanı Anayasa kitapçığını “al kardeş aha burda denetleyebilin yazıyo” deyip bunların önüne fırlatıyor. Ecevit toplantı çıkışında gazetecilere bu bir devlet krizidir diyince fişek yanıyor zaten.

O gece MB başkanı dahil herkes MB’dan döviz çekiyor. Bir çok banka döviz pozisyonu nedeniyle batıp TMSF’ye geçmiştir.

anayasa-kitapcigi
Krizin başlangıç noktası olarak addedilen vaka aslında güç birikmesinin sonuçlanmasından başka bir şey değil.

2008 Krizi

Direk dış kaynaklı bir krizdir. 2008 yılında ABD’de bir çok finans kurumunun trade book’unda yani 9’lu nazım hesaplarında kayıtlı olan türev pozisyonlarının aslında göründüğü kadar olmadığı anlaşılıyor. Buna bir de normal menkul kıymetlerinde kayıtlı olan aktiflerin aslında kayıtlı oldukları değer kadar olmadıkları anlaşılıyor. Bu durum ortaya çıkınca 2008 mortgage krizi denilen unsur ortaya çıkıyor.

Buna mortgage krizi denilmesinin sebebi şu. ABD’de mortgage kredileri çok uzun vadeli ve aslında bir çok kişi bu kredileri alabiliyor. Yani geliri çok düşük olan kişiler de kredi alabiliyor. Hatta bankalar işi otomatiğe bağlayınca şöyle bir sisteme geçiyorlar:

1.parayı kredi verme kurumuna ver (kredi değerlendirme işini taşere et)

2.kredi verme kurumu krediyi versin (bak bankanın kendisi değerlendirme dahi yapmıyor, ulan adam değerlendirme işini taşere etmiş, süpermarket bankacılığı dediğimiz olay bu aslında)

3.krediyi seküritize et (yani krediyi tahvil bono gibi düzenli geliri olan bir varlık haline getir, VDMK)

4.senin bu sekürütize ettiğin kredileri başka bir kurum sağdan soldan toplasın, bunların 3. 4. türevlerini oluştursun, paketlesin ve satsın

5. sonuç: menkul kıymet değeri bilinmeyen finan mühendisi elemanların hazırladığı bir grup kağıt var ama kimse bunları bilmiyor.

ben-bernanke
Artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak. Şikago oğlanlarından sonra tüm sorunu parayla çözmeye çalışan bir eleman daha. Kar topunu büyütmeye devam ediyoruz.

Tetikleyici ise gelir düzeyi düşük olan şahısların bu borçlarını ödeyememesidir. Çünkü bu gelir düzeyi düşük olan şahıslar borçlarını ödeyemeyince millet bu bilançolarda görülen kağıtların değerini sorgulamaya çalışıyor ve aslında bu kağıtların değerinin asla anlaşılamayacağı ortaya çıkıyor. Sonrası Minsky anı, korku ve panik…Bu da aslında tipik finansal kriz algoritmasıdır.

Bunu aslında Türkiye krizi olarak yazmamın sebebi etkilerinin halen meydana çıkmamasıdır. Bu dediğime şu an gülüyorsunuz muhtemelen ama vakti geldiğinde sistemin tümden çökmesine sebep olabilecek parasal genişleme süreci bu krizle başlamıştır. Üzerinden 12 yıl geçmesine rağmen halen parasal genişleme uyuşturucusunu bırakamayan finansal piyasalar altın vuruş için beklemektedir. Muhtemelen bir sonraki maddeyi Türkiyede Ekonomik Kriz Tarihi yazısında değil dünyadaki ekonomik krizler yazısında yazacağım.

2008 Krizi ile alakalı 2008 Krizi -1 ve 2008 Krizi -2 diye iki farklı yazı yazdım. Onları keyifle okuyabilirsiniz.

Ekonomik krizlere ilişkin ilginiz var ise Ekonomik Kriz Nasıl Olur ? adlı yazımı tavsiye ederim.

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu