Ekonomi

Borç Krizi Nedir ?

Efenim bugünkü yazımızın konusu yine ekonomi üzerine. Bilimsel bir makale değil ,biraz bakış açısı, biraz deneme, biraz her telden ve baya baya bir iç dökme şeklinde. Bu yazımızda borç ile dönen dünyamızın sömürü düzenini anlatıp borç almalı mıyız? Borç alacaksak nasıl ve niye almalıyız? Sorularının cevabını aradıktan sonra borç krizi nedir meselelerine değineceğiz.

Şimdi sömürü filan diyince “marksist bu, gomonis, yoldaş” filan gibi düşüncelere gireceksiniz. Konunun ideoloji ile alakası yok. İdeoloji sevmem, ideoloji sadece toplumun gözlerini kör etmenin bir yolu ve propagandanın güçlü bir yöntemidir.

Neden Para Kazanılır?

Bu sorunun cevabını kapsamlıca öğrenmek için muhakkak devlet meselesi ve ekonomi yönetimi yazımı okuyunuz. İki yazımda da insanların hayatını başlangıcından itibaren izah edip aile kavramının hangi ekonomik gerekçelerle önemli olduğunu, aile kavramının zaman içerisinde hangi gerekçelerle sülale, topluluk ve devlete dönüştüğünü anlatıyorum.

Aslında hikaye insanın DNA’sında yatıyor. Yani olay içimizde bir yerlerde yatan geni daha kuvvetli bir şekilde devam ettirme ve refaha erme hikayesinde yatıyor. Günümüzde yüzeysel sosyolojik analizlerde değinilen tüketim toplumu ifadesinden daha öte bir vaziyet söz konusu.

Tüketim toplumu meselesi yalandır demiyorum tabii ki ancak tüketim toplumu yalnızca bir araç ve hiçbir zaman ana hedef/amaç olmadı. Ana hedef hep refah ve refaha daha erken erişme ile DNA’yı/ soyu daha kuvvetli devam ettirme güdüsünde yatıyor.

Özetle para, soyu devam ettirmek ve refaha daha erken erişmek için kazanılır ki devlet aygıtı olarak üst kimlik (ortak kimlik değil bakın) şeklinde tanımladığımız yapının temel taşını da bu güdü oluşturur.

Nasıl Para Kazanılır?

İlerleyen zamanda değineceğim iş modeli diye bir yazı olacak. Orada reel sektörde para kazanma modellerini anlatacağım detaylı olarak. Ama kısaca bahsedelim. Para kazandıran iş modellerine baktığımızda:

  • perakende ticaret,
  • toptan ticaret abonelik sistemleri,
  • hizmet,
  • imalat,
  • inovasyon (en çok kazandıran bu abi!)

Şeklinde tanımlayabiliriz. “Ulan bankacılık var, finans sektörü var onları hiç yazmıyon adamlar parayı hamuduynan götürüyor” filan diye bana çemkirmeyin. Banka nasıl para kazanır yazımda anlattığım üzere bankacılık ve finans sektörü paranın perakende/toptan ticaretinden ibarettir. Yani bunu sektör olarak dar bir şekilde düşünmeyin. İş modeli olarak düşünün. Cem Yılmaz’ın para -çokomel modeli gibi: parafaiz.

Daha Fazla Para Nasıl Kazanılır?

Meşhur bir borsa yatırımı lafı vardır: Eğer insanların ekmek tüketimi arttıysa fırıncıya değil fırıncıya un satan firmaya yatırım yapılır. Yani ilerde çok gelişim gösterecek bir faaliyet alanı tespit ettin ve borsada bu firmanın hisselerini almak yerine git ona hizmet veren/onun iş modelinde kritik öneme sahip bir firmanın hissesini alın diyor. Özetle sürekli işin kökenine gidin.

Şimdi bu kapsamda düşündüğümde inovasyon yapamayacak kabız bir insan isem (ki öyleyim) ve iş modeli olarak yukarıdaki sistemlerden birini kullanacaksam ben doğrudan işin kökenine giderim. Yani para kazanmak için perakende ticaret yapan fırıncı, ona hizmet veren uncu vs.’den ziyade daha çok ona para kazanması için borç verecek olan bankaya gidiyor aklım. Bilmiyorum belki de bu düşüncemin sebebi finans sektöründe çalışıyor olmam da olabilir.(dip not: bu paragraftan gideyim borsa da banka hissesi alayım diye bir çıkarım yapan çakal okurum, evet sen, sana sesleniyorum, ulan iki dakka dertlendik, içimizi dökelim dedik şurda, sen hala işin parasında yatırımındasın be kardeşim, ne diyem bankada paran hortumlana emi…)

Din meselesi herkesin şahsi iç dünyası. Tabi dinler hakkındaki düşüncelerimi buraya yazmayacağım. Çünkü bu insanlara hakarete gidebiliyor. Hakarete gitmese dahi kişiler bu durumdan gocunabiliyor. Ancak tüm dinler tarafından  tefeciliğin yasaklanması, faizin yasaklanması aklımda zaman zaman soru işareti bırakıyor. Bir de dünyada gelişmekte olan ve gelişmiş ülkeler gibi görece refah durumu daha iyi olan ülkelerde bankacılık yapmanın sermayesi kuvvetli kişilere bırakılmış bir iş olması bu soru işaretlerimi daha da pekiştiriyor.

Özetle bu para ticaretinde çok para var be kardeşim.

Parayı Kim Yaratıyor? (Direk O İşi Yapayım)

Efenim bu konu son dönemde çok gündeme getirilince ayrı bir başlıkta ele aldım. Konunun meraklısı için bankalar nasıl para yaratır yazımı buraya bırakıyorum.

Özet geçecek olursak parayı devletin kuralları altında bankalar yaratıyor. Buna da kısmi rezerv bankacılığı deniyor. Tabi bu mesele hakkında bilmeniz gereken ve paraların neye göre, nasıl basıldığını daha detaylıca izah ettiğim rezerv para yazımı da muhakkak okuyun. 

Niye Bu Kadar Para Yaratılıyor?

Şimdi hepinizin aklında bir soru var. Bu kadar parayı kim, niye yaratıyor? 

Bu soruya doğru cevap verebilmeniz için içinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik sistematiği seyriyle bilmeniz gerekir. Biliyorsunuz mağarasında yaşayan ailesinden sülale, sülaleden şehir devletleri, şehir devletlerinden imparatorluğa genişleyen insanoğlu “çare yine tekillikte” deyip ulus devlet adı altında devletleri küçülttü. Şimdi de bölgesel özerklikeri arttırarak daha da küçülme yolunda ilerliyor.

Bu süreçte devlet kavramının ekonomik eylem planları içerisindeki yerinin liberalizm ideolojisi ile birlikte giderek azaldığını görmekteyiz. Bu ise sermaye sahibi şirketleri zengin ediyor ve normal koşullarda devlet adı altında halka ait olan zenginlik giderek şirketlerin eline kalıyor. Kimisi bu durumu şirketokrasi adı altında nitelendiriyor. Tabi bu başka bir yazının konusu. 

İşte başlangıçta devlet ekonomideki en büyük oyuncu ve oyun kurucu iken rolünü şirketlere kaptırdı. Eskiden devlet olmadan herhangi bir şirket iş yapamazken, şimdi devletler şirketsiz iş yapamıyor ki bu durum kamu içerisinde lobicilik faaliyetlerinin artmasına ve şirket mantığının devlet yönetimi içerisinde iyice ortaya çıkmasına sebep oluyor. Geldiğimiz aşamada devletler, halktan topladıkları vergiler ile şirketlere sadece arka çıkan ve onları genel olarak koruyup kollayan aygıtlar haline gelmiş durumdalar.

Sermaye Birikimi

Devletlerin bu hale gelmesi ile sermaye birikimi için çabalayan şirketler daha fazla satış daha fazla kar ve daha da fazla sermaye birikimi istiyorlar. Bunun için de yani daha fazla satış yapabilmeleri için insanların ihtiyaçları olmayan ürünleri almaları gerekiyor. Birileri arz yönlü iktisat mı demişti?

Fakat burada sorun şu: İnsanlara ihtiyacı olmayan malı aldırmanın yolu bu kişilerin gelirlerinin artması ama kişiler şirketlerde çalışıyor. Yani daha fazla tüketim için daha fazla gelir demek şirketler için daha fazla işçilik maliyeti ve daha az kar ve dolayısıyla daha az sermaye birikimi demek oluyor. Bunun için de bir çözüm var: bu gelirsiz (vitaminsiz gibi bir şey) kişilere borç verelim, onlar daha fazla tüketsinler, ancak bize de daha fazla borç ödesinler/borçlansınlar.

Borç Krizi Nedir ?

Özetle bu kişiler çalışmaya mahkum olsun ve sistemden dışarıya çıkamasınlar. Onlara sattığımız ürünler ile refahlarının arttığını zannetsinler ancak hem tüketirken hem de borçlanırken benim refahımı arttırsınlar.

Bu sebeple tümden gelim yöntemiyle izah edecek olursak;

  • refah artışı şart,
  • refah artışı için sermaye birikimi şart,
  • refah artışı için iktidarı korumak şart,
  • iktidarı korumak için halkın refahının artışı şart,
  • sermaye birikimini arttırmak için daha fazla satmak şart,
  • daha fazla satmak için insanların ek gelire ihtiyacı var,
  • ek gelir karı azaltır,
  • borç ver.

Özetle fazla para vererek insanlara, basılan bu parayı borç olarak verme sistemi, büyüme ve küreselleşmenin tüm dünyada gerekliliği ve iktidarların ayakta kalması için icat edilmiş en iyi yöntemdir. Sanırım tüm medya tarafından toplumların tüketim toplumuna evrilmesi ve ihtiyaç kavramının yerini marka bağımlılığının alması, devletin ise bu sürece hiç müdahale etmemesi durumunu daha net anlayabiliyorsunuz.

Borç Yiğidin Kamçısı Mı Yoksa Borç Ödenmek İçin Mi Alınır?

Günümüz iktisadi modelinde borçlar ödenmek için değil çevrilmek için alınmaktadır. Bu durum ise aslında yazının ana konusu olan borç krizi nedir meselesini biraz daha aydınlatıyor. Bu süreçte kişilere tıpkı şirketler gibi birer kredi limiti tanımlanmakta (kredi kartı), kişiler bu limitleri kapsamında harcama yapıp aylık olarak tahakkuk eden faizlerini ödemekteler. Ancak ana para ödemesi nadiren ya da kısmen yapılmaktadır.

borc-krizi-nedir

Günümüz tüketim toplumunun körüklenmesini sebebi sizin kart limitlerinizin olabildiğince dolu olmasının sağlanarak ana para ödemeye gücünüzün kalmamasının sağlanması. Bu bankalar para kazansın diye değil. Bankalar süreçten faydalanan birer eleman sadece. Nihai hedef sizin sürekli tüketerek refah içinde kaldığınızı düşünmeniz. Aslında bir nevi refah illüzyonu.

O yüzden günümüzde hiç bir borç ödenmek için alınmaz. Özellikle ülkelerin borç/gsyih rakamlarını incelerseniz bir çok gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkenin aslında bir senede ürettiğinden çok daha fazla borcu olduğunu görürsünüz. Borç krizi nedir ve nasıl yaşanır sorusunun cevabının içinde yaşıyoruz bir nebze.

Özellikle Kamu-Özel İşbirliği Projeleri yazımda gerekçeleriyle izah etmiştim. Artık devletler hiç bir şeyi kendisi yapmıyor hep taşere ediyor diye.Bunun bir sebebi de bu borçlanmalarda hazinelerin kefil olması ya da muhtelif taahhütler altına girmesi nedeniyle aslında bir nevi para basma aracı haline gelmesidir. Evet doğru duydunuz, aslında bu tip projeler, halk yardımları, sosyal yardımların tamamı esasen para basma işlemlerine ilişkin hep bir araç.

Mahir siyasetçi bu işi enflasyon yaratmadan yapanlar oluyor genelde.

Borç Düzeni Bozulur Mu?

Yazıyı şu kısma kadar okuduysanız muhtemelen şu an bir Tatar Ramazan’a dönüşüp ben bu oyunu bozarım diye evin içinde gezeliyorsunuz. Kusura bakma kardeşim bok bozarsın.

Boğazına kadar borcun var bu bir. Şu an geldiğin konfor alanı aslında yıllarca sana pompalanan bir hayal ve bu hayali yaşıyorsun. O yüzden akşam iki bira devirdiğinde “sokayım düzenine, ben mi kurdum niye bozayım” deyip yatıp devrilecek ve unutacaksın. Borç krizi nedir sorusu muhtemelen bağımlı hayatından sıkılıp sorduğun geçici bir süreç aslında.

Ve tabii ki devalüasyon gerçeği. Her sene bütün para birimleri kendi çapında fazla basılmaktan mütevellit altın, gümüş… vs.’ ye karşı değer kaybediyor. Her sene maaşına enflasyon kadar zam yiyorsun ve aslında süreç içerisinde borçların sürekli devalüasyona uğruyor. Bu taktik eski bir devlet taktiğidir.Yani yerli para borcun çok ise parayı devalüe edersin ki yabancı para cinsinden (baba para cinslerinden) borcun azalsın.

Yani aslında görece sürekli azalan bir borcun var. O yüzden  devrim cart curt işleri yaş. Şimdi yavaşça elinde tuttuğun orak ve çekici yere bırak.

Borç :Alternatif Bir Model Var Mı?

Alternatif bir model iktisadın cevap aradığı sorudur. Yani mevcut kaynakların optimumunun sağlandığı noktadır. Bu muhtemelen endüstri 4.0 ‘ın sonu ve yeni bir çağın başlangıcı olacak. Ancak bunun gerçekleşmesi için uzunca bir süre geçer diye düşünüyorum. Muhtemelen 3 ya da 4 nesil sonra (senin torunun çocukları ve sonrası) borç krizi nedir diye soru sorulmayacak ve bu yazı da kendisini tarihe gömecek.

Bu yazı ile borç krizi nedir meselesine değindik. Kişisel servetinizde önemli yer edinecek olan şahsi borçlarınız için ve bu borçları yönetmeye ilişkin bir yazı daha yazacağım. O bu yazının devamı gibi olacak. Yazıyı yazdım Kredi çekme kararı diye. İlgisi olanlar okusun. Haydi esen kalın, öptüm hepinizi.

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu