Finansal Skandallar

Demirbank Nasıl Battı?

Bu yazımızda ülkemizde batan bir başka bankayı inceleyeceğiz. Daha önce platformumuzda Pamukbank ve İmar Bankası batışlarını incelemiştik. İlginiz varsa bu konuları da okuyun mutlaka. Bunun yanında (spoiler geliyor) Demirbank’ın batışı 2001 yılına denk geldiğinden dönemin ekonomik vaziyetini de idrak etmek amacıyla Türkiye Ekonomik Kriz Tarihi yazımı da okuyabilirsiniz.

Demirbank’ın batış hikayesi aslında hep bahsettiğimiz risk yoğunlaşması faktörünün likidite krizine, likidite krizinin de Bankanın iflasına gittiği bir hikaye. Likidite krizi bankaların faaliyetleri sırasında karşılaştığı risklerden en tehlikesi ve risklisidir ki Demirbank hadisesinde bunu net görürsünüz. Çıkarılacak çok ders de var bu hikayeden. Yavaştan suyu ısıttığımıza göre konuya girelim.

demirbank-kredikarti

Demirbank

Efenim banka 1953 yılında yaklaşık 79 demir tüccarının ortaklığı ile Cıngıllıoğlu ailesinin önderliğinde kurulmuştur. Aslında bankanın kuruluşu tipik kafası atan Türk tüccar hikayesi. Banka kurulmadan evvel o dönemde İstanbul’da günümüz Zeytinburnu Demirciler sitesinde yer alan Perşembe Pazarında bulunan demir tüccarları vardı. Bu tüccarlar ağırlıkla Rusya’dan gelen demir ithalatını yapıyorlardı. Fakat malumunuz olduğu üzere mevcut teknoloji ile bile başa bela olan dış ticaret işlemlerini o dönemde yapmak ciddi bir sorun. Ulan siz misiniz sorun çıkaran biz bu işi daha iyi yaparız diyor demirciler. İşte Cıngıllıoğlu önderliğindeki demir tüccarlarının kafası bankalara atıp Demirbank kuruluyor. Tabi şunu mutlaka belirtelim. Banka kuruluşundan TMSF’ye devrine kadar hep Cıngıllıoğlu ailesinin kontrolünde kalmıştır.

1960’lı yıllar itibariyle 23 şubesi olan Demirbank el konulduğu yıl olan 2000 yılında Türkiye’nin en büyük 5. bankasıydı. Önce TMSF’ye devredildi. Akabinde ise HSBC’ye satıldı.

demirbank-tabela

Demirbank Batış Sürecine Girerken Vaziyet

Efenim Demirbank 2000 krizine girilirken TMSF’nin el koyduğu ilk bankadır. Hatırlayanlarınız olacaktır ilgili dönemde yani 2001 krizinden evvel güzel ülkemizin en büyük problemi kamunun aşırı borçlarıydı. Bu borçlanmanın saçma sapan yerlere harcanması nedeniyle döviz getirici faaliyet sağlanamıyor bu da ülkeyi her seferinde kamu borç krizi ile başlayan bir döviz krizine sokuyordu. Çünkü borçlar yabancı para yani döviz üzerindendi.

Ekonominin böyle çalkantılı süreçler geçirdiği dönemlerde bankalar sadece garanti gördüğü müşterilere kredi verir. Bu dönemde öyleydi. Hatta memurların bile kredi kartına başvurup alamadığı dönemlerdir. Peki bankalar topladığı mevduatı ne yapıyordu? 

Bankalar Nasıl Para Kazanır? Ve Banka Bilançosu yazımda da okuyabileceğiniz üzere kredi vermeyen bankanın yalnızca tek bir alternatifi vardır. O da menkul kıymet tutmak. Menkul kıymette öyle borsaya özel sektör tahviline filan yatırılmaz. Ya zaten o dönemde bu piyasaların hacmi de yok. En büyük borç alıcısı kamu olduğundan paranın tamamı hazine bonosu ve tahviline gidiyordu.

demirbank-merkez

Şöyle anlatayım. Günümüzde bankaların aktifinin %60-70 aralığı kredi, %10-20 aralığı ise menkul kıymet yani hazine bonosu ve tahvilidir. Hah işte 2000 öncesinde bunun tam tersiydi.

Şimdi yazının kalan kısmı doğrudan bono ve tahvil yatırımıyla ilgili olduğundan Tahvil Yatırımı yazımı mutlaka okuyun. Bu reklam değil. Tahvil piyasasının nasıl işlediğini anlamazsınız Demirbank’ın batışını anlayamazsınız.

99′ yılında devletimiz IMF ile anlaştığından piyasa dışarıdan para bulmanın verdiği coşkuyla azıyor. Piyasa durum iyiye gidecek diye coşunca da faizler düşüyor. Kamu o güne kadar yakın tarihin en düşük faizleriyle borçlanmaya başlıyor. Daha önce bir çok kez bono işinden kar eden Cıngıllıoğlu düşük faizli bonolardan toplamaya başlıyor.  Hikaye bundan sonra başlıyor.

Bir not geçelim Demirbank 95′-96′ yıllarında girdiği hazine bono ve tahvillerinden iyi para kazanmıştır. Yani bu oyunu ilk oynaması değildir. Hatta daha tecrübeli ve sermayesi daha kuvvetlidir.

demirbank-kitap

Demirbank Pozisyona Giriyor

Demirbank 99′ yılına girilirken düşük faizli hazine bonosu ve tahviline giriyor demiştim. Aslında o dönemde diğer bankalar da Demirbank’ın yaptığından daha fazlasını yapmıyor. Tabi çoğu elinde yeterli nakit tutuyor ancak piyasada olan iyi bilir ki tahvil/bono nakite eşdeğerdir.Tabi o günkü fiyatından satmayı kabul ederseniz. Demirbank belki biraz fazla tahvil pozisyonu alarak risk almış olabilir. Sonuçta nakit kraldır ama ne kadar risk o kadar getiri diye bir kaide de mevcuttur.

Burada kritik olaylardan biri daha var. 2009 yılında Türkiye’nin batacağını söyleyen Deutsche Bank, o tarihte de bir rapor hazırlıyor. Ve ülkenin ilerleyen döneminde sıcak para yani yabancı sermaye çıkışı nedeniyle problem yaşayacağını, döviz krizinin görünmeye başladığını sinyalliyor. Yazının sonrasında bunu tekrar hatırlatacağım size.

demirbank-kibrit
Döneminde promosyon amaçlı dağıtılan poşet kibrit.

Pozisyonun Kaynağı

Normalde bir bankanın pasifini ağırlıklı olarak mevduatlar, daha sonra özkaynak ya da uzun vadeli borçlanma (sermaye benzeri tahvil) ya da sendikasyon, daha sonra ise diğer bankalardan gecelik aldığı borçlar oluşturur. Bu gecelik borçlara her banka ihtiyaç duyar. Çünkü likidite dediğin şey öyle ucu ucuna ayarlayabileceğin bir şey değildir. Bir müşteri bir gün  1 mio TL mevduat getirir ertesi gün başka bir müşteri 10 mio TL EFT yapar. Lönk diye kalırsın. Hemen diğer bankalara gider gecelik artık piyasa faizi kaçsa ordan borç alırsın. 

Eğer diğer bankalar borç vermiyor ise MB ceza fazinden ki buna geç likidite penceresi denir ordan bedeli mukabilinde nakit verir.

Demirbank Sıkıntıya Giriyor

Demirbank’ın burada eleştirebileceğimiz bir kaç hatasından birisi budur. Birinci eleştirimi yukarıda yapmıştım. Biraz fazla pozisyon alıp risk yönetimi politikasına geçirmiştim. İkinci eleştirim ise bu riskin finansmanı hususunda. Demirbank 1 yıl vadeli bono/tahvil finansmanını gecelik piyasada diğer bankalardan yapmaya başlıyor. 

Deutsche Bank haklı çıkıyor. Koalisyon hükümeti önce kendi arasında IMF’nin dayattığı Türk Telekom özelleştirilmesi nedeniyle birbirine düşüyor. Tam kararı çıkarttık derken Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer Türk Telekom özelleştirmesine veto çakıyor. Tetikleyici hadise ise bu oluyor. Bu hadise ile faizler hafiften yükselirken Bankalar arasında bir oyun başlıyor.

demirbank-dekont
Demirbank’a ait bir işlem fişi(dekontu)

Açlık Oyunları: Bankalar

Demirbank’ın hunharca bono/tahvil pozisyonuna girdiğini gören ve bu pozisyonu kendilerinden aldığı gecelik yüksek faizle yaptığını gören bağzı bankalar (isim vermiyorum siz google’dan aratın, suç yoksa) niyeti bozuyor. Aslında pek de haksız değiller. Borç verdikleri adam aldığı borç ile hunharca düşük faizli tahvile girmiş, siyasi problemler yaşanınca da piyasa faizleri roketlemiş. Yani Demirbank’ın elindeki tahviller çöp. İşin kötüsü bu tahvillerin değeri iyice düşmüş.Yani bağzı bankalar dediğim bankalar o dönemde Demirbank’ın belki de kendi parasını geri ödeyemeyeceğinden korkuyor.

Piyasanın en büyük 5. bankası dara düşmüş. Ne olacak? Tabii ki vahşi kapitalizm. Düşene bir tekme daha vurup açılan yerden diğer bankalar pay alacak. İşin için de bu da var.

Demirbank burada bir hata daha yapıyor. Zararlı pozisyonlarından kol kesip çıkmak yerine bir çok yatırımcının da yaptığı paçallayarak yani fiyatı düşen maldan daha çok alarak maliyet azaltmaya gidiyor. Laf arasında bu paçallama stratejisi çoğu zaman doğru çalışır. Ancak bu yatırım stratejisinin en büyük riski likiditeniz bittiğinde pozisyonu koruyamamanızdır. Bunu salt borsa yatırımı olarak düşünmeyin Forex pozisyonlarınızı ve margin call yediğinizi düşünün. 

demirbank-hesap-cuzdani
Demirbank’a ait bir hesap cüzdanı. Tabi o zamanlar faiz, yatan para vs. hepsi manuel olarak kaydediliyormuş. Bankacılığın gerçekten güvene dayalı yapıldığı yıllar olsa gerek.

İşte bu ortamda diğer bankalar önce gecelik borç vermeyi kesiyor. Demirbank bildiğin margin call benzeri bir pozisyona düşüyor. Paçallama dahi yapamıyor. İşin kötüsü vahşi kapitalizm çarkları tekrar işlemeye başlıyor ve diğer bankalar kötü pozisyonda kalan Demirbank’ın ipini çekmek için ellerindeki tahvilleri piyasaya salıp nakit topluyorlar. Bir süre  sonra bırakın diğer bankaları Demirbank piyasada borç alacak aktör bulamıyor. Ve zararına satış koyan diğer bankalar tahvilleri iyiden çöp hale getiriyor. Demirbank’ın kol kesme olasılığı dahi yok böyle bir ortamda direk batış yer yoksa. Şimdi geriye tek bir yer kaldı.

Olayı sayısal olarak hafızanızda tutmanız için şöyle açıklayalım. Demirbank’ın aldığı tahvillerin faizi %37-40 civarı. Finansmanı gecelikten yaptığını söylemiştik. İşte Türk Telekom olayları ve Bankaların sıkıştırmasıyla faizler %74’e çıkıyor. Tüccar kafasıyla bakarsanız %40 kar edeceğiniz iş için bankadan %74’le borç alıyorsunuz. Mantıklı değil. Zaten Demirbank da bu duruma uzun süre dayanamıyor ve sermayenin tamamını tüketiyor.

demirbank-cek
Demirbank çeki

Merkez, Yetiş Merkez…

Evet geldik dönemin en tartışmalı sürecine. Yani dönemin merkez bankası ve merkez bankası başkanı Gazi Erçel meselesine. Yıllardır tartışılıyor bu konu. Uzunca bir süre daha tartışılmaya da devam edecek.

İki önceki paragrafta Demirbank’ın nasıl sıkıştığını anlatmıştım. Çölde susayan bir insan gibi nakite muhtaç. Artık geriye tek bir mecra kaldı. O da bankaların bankası dediğimiz Merkez Bankası. Boşu boşuna bankaların bankası denmiyor çünkü Merkez Bankası son likidite mercii yani bankalara borç veren kurumdur. Resmi görev tanımı içinde bu da yer alır.

İşte bu dönemde Demirbank merkeze koşuyor ve nakit istiyor. Çünkü elindeki tüm kaynak ile tahvile girmiş. Kaynağı verenler ve özellikle diğer bankalar paralarını nakit geri istiyor. Likidite krizi burada başlar zaten. Demirbank’ın bu para isteyenlerin paralarını ödeyebilmesi için tahvil satması lazım ama burada çok feci zararda. Yani satsa banka batacak. Bunun yerine merkeze gidiyor son çare. Nedendir bilinmez merkez Demirbank’ın bu talebini reddediyor.

i-love-demirbank

İşte bu aşamada bir çok kişi Merkez Bankasını son likidite mercii görevini yerine getirmemekle suçluyor ancak olaya başka bir açıdan bakarsanız batacak olan ve sıkıştığı belli olan, verdiğiniz likiditeyle kendini kurtarıp kurtarmayacağını bilemediğniz bir bankaya siz olsanız borç verir misiniz?

Demirbank’ın hatalarını vergi mükelleflerine ödetir misiniz?

İşte bu da madalyonun öteki yüzü. Bu yüzden sürekli tartışılıyor.

Final ve Kapanış

O dönemde merkez bu talebi reddedince TMSF durumun vehametini görüp bankaya el koyuyor.

Final kısmı yine mesleğimle ilgili. Yani denetim. Defaatle tekrar ettiğim üzere günümüz ekonomik düzeninin en kritik meselelerinden birisi denetim. Denetim derken bahsettiğim iç denetim ya da bağımsız denetim filan değil. Baya baya kamu denetimi. 

İşte bu aşamada akıllara şu soru takılıyor. Acaba devlet yani kamu otoritesi denetimini iyi yapmadı mı? Yani Demirbank hunharca tahvil pozisyonu alırken denetleyici birim “birader sen napıyon, nakit bırakmadın ulan batacaksın” demedi mi, uyarmadı mı? Yoksa denetim menetim yapmayıp kötü yönetilen firmalara da karışılmayıp ekonomik bir doğal seleksiyon ortamı kurmak mı mantıklı. Yani kötü iş yapan batsın, piyasa temizlenir mi diyelim yoksa 2008 krizinde FED’in yaptığı gibi Too big to fail deyip müdahale mi edelim?

demirbank-anahtarlik

Bu tartışma hep sürecek. Her daim müdahaleci ekonomik modelin yılmaz bir savunucusu olan ben, piyasaya koşulsuz şartsız teslime karşıyım. Yani kamu otoritesi herkesi, her şeyi cayır cayır denetleyecek, hesap soracak. İşini kötü yapandan da hesap soracak iyi yapandan da. Bu tüm kamu yani toplum faydası için gerekli bir unsurdur. Liberal iktisadi doktrin nedeniyle kamu denetimi deregülasyon politikaları adı altında hiçe sayılmaktadır ve toplum bu yüzden ağır bedeller ödemektedir.

Yoksa yıllardır liboşların bize verdiği o kafa uyuşturan doktrin ile görünmeyen elin görünmesini bekleyip duracağız. Bu saçma bekleyiş ekonomik doktrinin atfedildiği gelişmiş ülkelerde bile katlanılamayacak seviyeye gelmiş vaziyette. (Ulan çok güzel laf ettim beah!)

TMSF’ye Devir Sonrası ve Davalar

Demirbank 2000 yılında TMSF tarafından el konulmasını müteakip 2001 yılında HSBC’ye 350 mio USD’ye satılıyor. Demirbank’ın 188 şubesi ve tüm personeli HSBC’ye devrediliyor. HSBC’nin aldığı toplam aktif büyüklüğü 875 mio USD iken sermaye 210 bin USD civarıdır.

hsbc

Cıngıllıoğlu grubu ile TMSF arasında yapılan protokol nihayetinde grup tüm borcunu da ödemiştir. Bunu da belirtelim. 

Yine Cıngıllıoğlu grubu halen Kırgızistan’da aynı logo ve isimle yani Demirbank adıyla faaliyetlerine devam etmektedir. Buradan web sitesine bakabilirsiniz.

Yine şunu da belirtelim. Demirbank hortumlanmadan dolayı TMSF’ye giden bir banka değildir. Risk yönetimi olayı yoruma açıktır. Bence kötüdür. TMSF’ye de bu yüzden devrolmuştur. Likiti bu kadar bitirici hamle yapamazsınız. 

Ancak sürecin sonucunda Cıngıllıoğlu bankanın TMSF’ye devri için  açtığı davayı da AİHM nezdinde kazanmıştır. Tazminatını da sanırım devlet ödemiştir. Aslında hikayenin sonunda para hep vatandaştan çıkmıştır. Acaba 2008 krizinde uygulanan too big to fail stratejisi uygulanabilir miydi? Şimdi soru bu.

2008 Krizinde Demirbank Vakasından Çıkarılan Ders

Aslında FED’in başındaki Bernanke tabii ki 2008 krizi politikalarını Demirbank olayına göre yapmadı. Bernanke’nin esas esinlendiği konu 1929 Büyük Buhranı’dır. Bu konuyu 2008 krizi yazımda detaylıca anlatmıştım ama değinmek istediğim konu başka. 

Acaba Demirbank olayında bizim Merkez Bankası FED taktiklerini uygulamalı mıydı? Açık konuşayım. Normalde liboş değilim, şirketleri sevmem,çoğuna batan batsın derim. Ancak bankacılık gibi kritik ve stratejik kurumlarda iş değişir aga. Hele ki bu Demirbank özellikle hazine kağıdına ayarsız girmekten gitmiş. Yani adamın elindeki kağıtlar iyiden de boş değil. Demirbank özelinde merkez yetişip kurtarsaydı bu kadar tantana yaşanmazdı diye düşünüyorum. Ha tabi ülkemizde sistem tam oturmuş değil. Kamuoyunun tepkisi vs. Çok olurdu böyle bir durumda. Aslında hep aklımdan geçen şey şu. Bu tip kötü yönetilen kurumlarda devlet, kurtarma yapacak ise direk hisselerin hepsine çökecek, borçlara da firma ortaklarının( eşi çoru çocuğu kim varsa) kefaletini zorunlu kılacak. Neyse bunu da başka bir yazının konusu yapalım.

Özetle sonradan ödenen tazminatlar, yasal süreç, bir bankanın batmış olmasının verdiği itibari zarar (ki en fenası bence bu), kriz ortamında yaşanan belirsizlik ve panik sanırım çok daha fazla zarar vermiş olabilir kamuya. Tabi bu bahsettiklerim motamot  sayısal olarak karşılaştırabileceğimiz şeyler değil. 

Ancak ABD 2008 krizinde etkilerini halen gördüğümüz bir politika yaptı ve kötü durumdaki bankalarını kurtardı. Süreç halen sonuçlanmamış olsa da ekonomisini geçici olarak kurtarmayı başardı ve halen devam ediyor. Evet her daim dediğimiz üzere gelişmiş ülkelerin ekonomi politikalarını aynı şekilde uygulamak size uymayabilir ama bence bu sistematik denenebilirdi.

yatirimkurusu

7 yıldır finans sektöründe denetçi, İngilizce biliyor, bir kızı var.

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Başa dön tuşu